Güneydoğu Anadoludasınız ve denizden çok uzaksınız, o zaman ya Keban barajına gideceksiniz yada Atatürk barajına gideceksiniz ben bu sefer Keban barajını tercih ettim, hem Çırçır şelalesini görmek hemde ünlü alabalıkları görmek istedim. Keban Elazığ´a bağlı merkeze yaklaşık 50km uzaklıkta şirin bir ilçedir. Türkiyenin Atatürk barajından sonra ikinci büyük barajı olan Keban barajının yapımına 1965 yılında başlanmış ve 1974 yılında da elektrik üretilmeye başlamıştır. Ayrıca bu baraj Türk mühendislerinin ortaya koydugu ilk dev barajdır.
Keban barajından akan sular yaklaşık 3km sonra Çırçır şelalesinden aşağı dökülmektedir. Kebanın hemen girişinde bulunan bu mesire yerinin girişinde yörenin çocukları gelen misafirleri kolonya ve şeker ile karşılıyorlar. Arabanızdan iner inmez gördüğünüz manzara, hissetiğiniz temiz hava ve suyun sesi hemen sizi saracak ve kendinizi inanılmaz iyi hissedeceksiniz.
Ana yoldan aşağı merdivenle iniliyor şelalenin olduğu yere merdivenlerden inerken bu dinazor heykeli ili fotoğraf çekilmek isteyebilirsiniz, ayrıca birde keçi heykeli bulunmakta.
Köprüyü geçtikten sonra minik bir çarşı karşılayacak sizi, buradan yöreye özgü hediyelik eşyaları uygun fiyatlı satın alabilirsiniz.
Çarşının hemen içinden sağ tarafa merdivenlerden inerseniz alabalık üretme yerine ulaşırsınız, burada aklınıza gelebilecek her boyda alabalık mevcut, alabalığın her evresini burada görebilirsiniz.
Burası öyle bir yer ki adım attığınız her yerden su fışkırdığnı göreceksiniz Fırat ın suları etrafınızı sarmış her yerden su akıyor adeta. Su çeşme suyu gibi çok temiz hava oldukça sıcak, içinizden suyun içine dalmak geliyorsa denemeyin çünkü yasak, eğer canınız suya giryeyi çektiyse Keban´ın içinde jandarmanın yanından saparak baraja gidebilir burada barajın içine kurulmuş Türkiyenin 2.büyük havuzunda yüzebilirsiniz, giriş ücretsizdir.
Acıktıysanız arkamda gözüken restaurantta kiremitte alabalık yiyebilir veya pide çeşitlerini deneyebilirsiniz, ama benim tavsiyem biraz daha dişinizi sıkın burada sadece çayınızı kahvenizi için ve Kebanın diğer çıkışında baraj setinin altına kurulmuş hemen Fırat köprüsünün yanıbaşında bulunan Fırat alabalık tesislerini tercih edin yemek yemek için.
Eğer yemek yemek için burayı seçtiyseniz geniş bahçesi, çimenlikler, havuzu, çiçekler ve nar ağaçları arasında karşınızada Fıratı alarak alabalığınızı yiyebilirsiniz. Burada alabalığın köftesinden pidesine kadar herşeyini bulmak mümkün, kaşarlı alabalık tavsiye edilir.
Gördüğünüz gibi servis mükemmel , ikramları bol ve gerçekten alabalığı çok güzel yapıyorlar, fiyatlarda oldukça uygun.Kebandan akan su gerçekten çok temiz ve buz gibi hal böyle oluncada her yerde alabalık görmek mümkün burda bölgenin tüm alabalığı neredeyse buradan karşılanıyor. Yolunuz bu taraflara düşerse mutlaka uğrayın derim.
Bir zamanlar Osmanlı imparatorluğuna başkentlik yapmış bu şehir Türkiye’yi Avrupa’ya bağlayan karayolu üzerindeki serhat şehridir. Tarihteki önemi çok büyüktür Edirne´nin. Edirne, Tunca, Ardave Meriç ırmaklarının buluştuğu düzlükte kurulmuştur. Karasal iklim hakimdir. Yunanistan ve Bulgaristan’ın yanında kuruludur. Şehir merkezi Yunanistan’a 7 km, Bulgaristan’a 17 km uzaklığındadır. Hamzabeyli, Kapıkule, Pazarkule ve İpsala sınır kapısı olmak üzere Avrupaya açılan 4 sınır kapısı vardır Edirne´de.
Yağlı güreş deyince ilk aklımıza gelecek şehir Edirne olacaktır elbette çünkü tarihi kırkpınar güreşleri burada yapılmaktadır. Edirneye ilk girdiğinizde bu güreşleri simgeleyen pehlivan heykeli karşılayacktır sizi.
Tabiki şehire girer girmez muhteşem görüntüsüyle Mimar Sinanın ustalık eseri olan Selimiye Camisini göreceksiniz tam karşınızda.
Mimar Sinan‘ın en güzel eseri, seksen yaşında yaptığı Edirne Selimiye Camii‘dir. Selimiye’nin kubbesi, Ayasofya kubbesinden daha yüksek ve derindir. 31,50 metre çapındaki kubbe, sekizgen şeklindeki gövde üzerine oturmuştur. Üç şerefeli ince minarelerine üç kişi aynı anda birbirini görmeden çıkabilmektedir. Sinan bu camiin ustalık eseri olduğunu ve bütün sanatını Selimiye’de gösterdiğini belirtmektedir.
Bilinen eserleri: 84 camii, 53 mescid, 57 medrese, 7 darülkurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 5 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 saray, 8 mahzen, 48 hamam olmak üzere 364 adettir.
Mimar Sinan‘ın ustalık eserim dediği Selimiye Camii eskiden kavak meydanı denilen yerdeki Yıldırım Beyazıt’ın saray arsası üzerine yapılmıştır.
Fakat bir rivayete göre Camini arsası içinde bir lale bahçesi varmış ve bu lale bahçesinin sahibi kadın Camii inşaatı için arsasını satmaya yanaşmamış. Uzun uğraşlardan sonra kadın arsayı bir şartla satmayı kabul etmiş. Arsasının sembolik olarak yaşatılması için bir lale motifi yapılmasını istemiş. Mimar Sinan da lale motifini yapmış fakat ters olarak.
Camideki lale motifi lale bahçesini, lalenin ters yapılması ise kadının tersliğini ifade etmektedir.
Ters lale dahil Selimiye çinilerinde 101 ayrı lale motifi kullanılmıştı
Osmanlı padişahı II. Selim’in Mimar Sinan‘a yaptırdığı camidir. Sinan’ın 90 (bazı kitaplarda 80 olarak geçer) yaşında yaptığı ve “ustalık eserim” dediği Selimiye Camii gerek Mimar Sinan’ın gerekOsmanlı mimarisinin en önemli yapıtlarından biridir.
Caminin kapısındaki kitabeye göre yapımına 1568 (Hicri:976) yılında başlanmıştır. Caminin 27 Kasım 1574 Cuma günü açılması planlanmışsa da ancak II. Selim’in ölümünün ardından 14 Mart 1575’te ibadete açılmıştır. Selimiye’nin kubbesinde daha önce hiçbir cami veya mabedde görülmemiş bir teknik kullanılmıştır. Bu sanayi öncesi mimaride tek kubbeli mekan yapılarında ulaşılan bir “doruk nokta” olarak kabul edilir. Yüksekliği 43.28 m. olan kubbe 2000 tondur ve filayağı denilen sekiz sütun üzerine oturtulmuştur. Mimar Sinan kendi icad ettiği 8 dayanaklı cami planının en başarılı örneğini Selimiye Camii’nde sergilemiştir.
Selimiye Camii’nin külaha kadar 70.80 m. külah ve alem dahil 85 m. yüksekliğinde, 3.80 m. çapında üçer şerefeli dört zarif minaresi vardır. Dünyada Selimiye’den yüksek minaresi olan tek cami Delhi’deki Kutb-Minar’dır, ancak bu caminin minaresi Selimiye’ye göre çok kalındır.
Selimiye Camii minarelerinden ikisinin üçer merdiveni vardır. Bu minareler cami avlusunun kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerindedir. Merdivenler üç ayrı şerefeye çıkacak olan müezzinlerin birbirlerine engel olmadan çıkmalarını sağlar. Bir merdiven doğrudan üçüncü şerefeye çıkarken diğer merdiven ikinci ve üçüncü şerefeye, bir diğeri ise birinci ve üçüncü şerefeye çıkar.
Selimiye Çinileri İznik’in en parlak döneminin üretimi olup; 1572 Tarihli bir fermanla buradan sipariş edilmiştir.Camiyi yaptıran Padişah ikinci Selim, pencerelere kadar çini olmasını, pencerelerin üstüne Fatiha Suresi’nin çini ile yazılmasını emretmiştir. Mihrap çıkıntısındaki çini düzeninde buna uyulurken, Hünkar mahfilinin çini düzeninde uygulanmadığı görülür.Selimiye camisinin neden Edirneye yapıldığı hakkında çeşitli rivayetler vardır , bazıları şu şekildedir; Selimiye’yi yaptırtan Kanuni’nin oğlu İkinci Selim, 22 Haziran 1567’de İstanbul’dan Edirne’ye gelmiş ve Avusturyalılar’la yapılan barış anlaşmasına kadar burada kalmıştır. Caminin yapım kararının o günlerde verildiğini söyleyenler vardır. Bir başka anlatıma göre ise Türkler tarafından “Seddi İslam” olarak algılanan Edirne’nin seçilmesinde padişahın gördüğü bir rüya rol oynamıştır. Buna göre Hz. Muhammed, bu rüyada Padişaha Edirne’yi ve şimdiki yeri işaret etmiştir. Diğer yandan, İkinci Selim’in kentle ilgisinin gençlik yıllarında başladığı, Kanuni’nin İran Seferine çıkarken onu tahtının korunması için Edirne’de bıraktığını ve Padişahın Edirne’ye özel bir sevgiyle bağlı olduğunu hatırlatarak; Edirne tercihinin bu durumdan etkilendiğini ileri sürenler vardır.
28 Haziran 2011 Salı Günü, Paris’te yapılan UNESCO Dünya Mirası Komitesi toplantısında Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi’nin Dünya Mirası Listesi’ne adaylığını değerlendirdi ve komite oybirliğiyle Selimiye Camii ve Külliyesi’nin Dünya Mirası Listesine girmesine karar verdi.
Sultan III Murat (1574-1595) camiye gelir getirmesi için Mimar Davut Ağa’ya yaptırmıştır Yapı topluluğunun dış avlusunun batı kenarı boyunca uzanan arasta, arazinin batıya doğru eğimli olduğundan ötürü avlu zemininden 5 metre daha aşağıdadır.Avludan buraya iki merdivenle inilmektedir.
Bir imparatorluğa başkentlik yapmış Edirne´de bir çok tarihi eser bulunur. Selimiye camiinden başka başlıca tarihi camiler şu şekildedir;
ESKİ CAMİ: Selimiyenin hemen karşısında, şehir merkezinde bulunur eski cami.Edirne’de zamanımıza ulaşmış ilk orjinal abidevi yapı olarak da bilinir. Caminin yan kapısı üzerindeki kitâbeye göre mimarı Konyalı Hacı Alâaddin, kalfası ise Ömer ibn-i İbrahim’dir. Caminin, kuzey ve kuzeydoğu kısımlarında birer minaresi bulunur.Osmanlı tarihinde Fetret Devri diye anılan dönemde Süleyman Çelebi tarafından 1403 yılında inşaasına başlandı. I. Mehmed tarafından 1414’te tamamlandı. Osmanlı padişahlarından II. Ahmed ve II. Mustafa’ya bu camide kılıç kuşanma törenleri yapıldı. 1749 yılında yangından, 1752’de ise depremden zarar gören cami; I. Mahmud döneminde onarıldı. Cumhuriyetin kuruluşunun ardından, 1924-1934 yıllarında tekrardan restorasyona uğradı.
ÜÇ ŞEREFELİ CAMİ:Şehir merkezinde bulunan bu cami 1443-1447 arasında, Sultan II.Murat yaptırmıştır. Cami Osmanlı sanatında erken ile Klasik dönem uslübu arasında yer alır. Burada,ilk kez uygulanan bir planla karşılaşılmaktadır. 24 m. çapındaki büyük merkezi kubbe, ikisi paye, dördü duvar payesi olmak üzere altı dayanağa oturur. Yanlarda daha küçük ikişer kubbe ile örtülü kare bölümler vardır. Yapı, bir yenilik olarak, enine dikdörtgen bir yapıdır. Böylece enine gelişen mekana ulaşılmak istenmiştir. Bu planı Mimar Sinan İstanbul camilerinde daha gelişmiş biçimiyle uygulamıştır. Ayrıca, Osmanlı mimarisinde revaklı avlu ilk kez bu Camide kullanılmıştır. Avlunun dört köşelerine minareler yerleştirilmiştir.Üç Şerefeli Cami, bu özellikleriyle sonraki camilere öncü olan anıtsal bir yapıdır. Basamaklı üç kapıdan girilen avlunun Sütunları, serpantinli breş,granit ve mermerdendir. Avlu pencerelerinden ikisinin alınlıkları çini süslemedir. Lacivert ve ak renkli çiniler, bitkisel kıvrık dal bordürü ile çevrilidir. Burada Sultan II.Murat’ın adı geçmektedir. Revak kubbelerindeki özgün kalem işleri, Osmanlı Camileri’ndeki en eski örneklerdir. Camiye adını veren üç şerefeli anıtsal minare, 67.62 m. yüksekliğindedir. Her şerefeye ayrı yollardan çıkılması ilginçtir. Minare gölgesi kırmızı kaştan zikzaklar ve ak karelerle devinim kazanmıştır. Kaidesinde Bursa Kemerli sağır nişler vardır.
NE YENİR hemen tahmis meydanına gelin ve şimdiye kadar birçok yerde duyduğunuz o meşhur Edirne ciğeri ile ödüllendirin kendinizi, Edirnede bir çok ciğerci olmasına rağmen Ciğerci Aydın diğerlerinden bir adım öne çıkmıştır Tahmis meydanında bulunan Ciğerci Aydına geldiğinizi önündeki kuyruktan anlarsınız. Burası dar uzun bir salondan oluşan küçük bir işletme ve başka şubeleride yok, servis mükemmel ve oldukça hızlı. Kişi başı 10tl ye kendinize güzel bir ziyafet çekebilirsiniz.
Tabiki ciğer yemeye mecbur değilsiniz herkes ciğer yemeyebilir, ciğer sevmeyenler yine tahmis meydanında hemen Aydının karşısında Kırkpınar Lokantasına girsinler, burası oldukça şık dizayn edilmiş 3 katlı bir yer. İçerisi ferah geniş, Girişte kasap reyonundan ne tür et istiyorsanız kendiniz seçip ızgaraya atırıyorsunuz etinizi, etin yanında ciğerde bulmanız mümkün burada.
Unutmadan şunuda belirteyim canınız işkembe corbası çekerse benim en favori yerim olan Köfteci TAŞKIN ı mutlaka gidin. Tahmis meydanına inişte Antik parkın karşısında bulunan 10 metrekarelik bu iki masalık dükkan çok uzun yıllardan beri işkembe çorbası, kuru fasülye ve köfte yapmakta. Şunu kesinlikle söyleyebilirim Türkiyenin başka hiç bir yerinde bu adamın çorbasından daha güzelini bulamazsınız. Ama erken davranın çoğu zaman işkembe öğlene kalmaz biter.
SARAÇLAR CADDESİ
Kırkpınar zamanı gelirseniz bu caddede birçok etkinliğe rastayabilirsiniz, özellikle gece ünlü sanatçıların konserleri burada olmaktadır. Kırkpınar Yağlı Güreşleri, geleneksel Türk yağlı güreş turnuvası. Her sene Haziran ayı sonu ila Temmuz ayı başında Edirne’de düzenlenir. Pehlivanlar üç gün süresince er meydanında mücadele ederler. Son gün yapılan finallerde her boyun (kategorinin) birinci, ikinci ve üçüncüleri belirlenir. Bunlardan en önemlisi başpehlivandır. Güreşler esnasında Kırkpınar Festivali düzenlenir ve çeşitli etkinlikler gerçekleştirilir.
Kırkpınar zamanı Akşam saatlerine yakın saraçlar caddesinde Belediye Bandosu öncülüğünde, arkasında Kırkpınar davulcuları ve birçok Balkan ülkelerinden gelen kafilelerle birlikte Edirne stadı istikametine geçit töreni düzenlenir, Stada varınca her ülkenin gençleri kendi foklorlerini bizlere sergilerler, Kırkpınar zamanı kaçırılmaması gereken bir etkinlik.
Aslında Kırkpınar, Edirne’yi Ortaköy’e bağlayan 35 kilometrelik yolun üzerinde, Simavina (Samona) ile Sarı Hızır Köyleri arasında bulunan ve Balkan Savaşından sonra Yunanistan sınırlarında kalan Nazif Ağa tarlası da denilen çimenlik bir yerin adıdır. Bu alanın bir tarafı Topçu Ali Ağa’nın tarlası, bir tarafı çayırlık, bir tarafı Tikio’lu Recep Ağanın tarlası, bir tarafı Çilingiroğlu’nun sebze bahçesi ve bir tarafı da Kırklar çeşmesidir.
Güreşler, 1923 yılından itibaren Edirne’nin “Sarayiçi” denilen yöresinde yapılmaya başlanmıştır. Yağlı güreşin en önemli öğelerinden olan davul ve zurnada Kırkpınar’a has bir melodi bulunmaktadır. Yağlı güreşlere çalacak olan müzisyenlerin güreş ezgilerini çok iyi bilmeleri, güreşin gidişatına göre müziğin ritmini ayarlamaları gerekmektedir.
Kırkpınar güreşlerinin en temel öğelerinden biri ağalık müessesesidir. Önceleri pehlivanları güreşe çağıran, yarışmaları düzenleyen, gelen konukları ağırlayan, yemek ve yatacak yerlerini temin eden, örf ve adetlere uygun olarak güreşlerin yapılmasını sağlayan, ödüller veren Kırkpınar Ağaları idi… Ancak şimdi “Kırkpınar Ağası”, saydığımız bu faaliyetlerin hepsini karşılayamadığından ve bir etkinlik çerçevesine toplandığından, masrafların büyük bir çoğunluğu Belediyelerce karşılanmaktadır. 2013 yılında 652. si yapılan güreşler tam bir panayır havasında Edirneye renk katmaktadır.
Geldik ermeydanına; resimde gördüğünüz yer Sarayiçinin ön girişidir ve arka planda Adalet Kasrı gözükmektedir. Aslında Sarayiçi bir ada şeklindedir Bir yanında Tunca Nehri, diğer yanında yine tuncanın bir kolu olan İki akarsu tarafından çevrelenmiştir. Sarayiçine giriş önden Sarayiçi köprüsü vasıtasıyla,arkadan ise Fatih köprüsü vasıtasıyla sağlanmaktadır.
SARAYİÇİ KÖPRÜSÜ:Kanuni Sultan Süleyman devrinde inşa edilmiştir. Sarayiçi semtini Edirne’ye bağlayan güzel bir köprüdür.Kanuni Köprüsü 1553-1554 yıllarında yapılmıştır. 60 metre uzunluğunda olup, açıklıkları 9.75 metre, köprü yolu genişliği 4,5. metredir.Dört gözlüdür. Düzgün köşe planlı, başlık kısmı piramit şeklindedir. Köprü gözleri orta ayağın sağ ve solunda yer alır. Ayaklarda boşaltma gözleri yoktur. 1902 yılında selde zarar gören köprü o dönemde; son olarak ise 1990 yılında onarılmıştır.Sarayiçi denilen bölgeyi ve Tunca Adasını şehre bağlayan bu köprüye halk arasında Saray Köprüsü denir.Bazı kitaplarda Sultan Süleyman Köprüsü olarak anılan yapı Mimar Sinan’ın şaheserleri arasında sayılır.
FATİH KÖPRÜSÜ
Fatih Sultan Mehmet devrinde 1452’de yaptırılmış taş bir köprüdür. Tunca Adasından bu köprüyle çıkılır. Tunca’nın Fatih Köprüsü yakınları ve Adalet, Bostancıbaşı ile İftar Kasırları arasından geçen kolu boyunca kesme taştan yapılma rıhtımlar ilgi çekicidir.Tunca ve Meriç Nehri etrafına sıralanmış 450 kadar olduğu söylenen köşklere adına zevrak denilen büyüklü küçüklü sandallarla gidilir ve bu rıhtımlar kullanılırdı.
Adalet Kasrınıgörmektesiniz, Kanuni’nin kanunlarını burada yazdırdığı söylenir. Kasrın önünde iki taş vardır. Bunlardan sağdaki, seng-i arz, halkın dilekçelerini değerlendirilmek için üzerine bıraktığı taştı. Soldaki, seng-i ibrette ise ölüm cezasına çarptırılanların kelleleri sergilenirdi. Günümüzde Edirne Müzesi Müdürlüğüne ait bir yapı olup, zaman zaman resim sergileri açılmaktadır.
Yaz sıcağından bunaldıysanız ve yorulduysanız saray içinden Tavuk ormanına doğru biraz yürüyün, burası sık ağaçlarla kaplı kenarından tunca akan küçük bir orman tam ortasındaki yürüyüş yolunun sanında 4.Memmet in Av köşkü var, günümüzde bu av köşkünün çevresi kır kahvesi olarak kullanılmakta, burada gözlemenizi yeyip ,çayınızı yudumlayabilirsiniz.
Av Köşkü: Padişah IV. Mehmet (Avcı Mehmet) tarafından 1671 yılında yaptırılmış olup; bugün küçük bir eki ayaktadır. Bülbül Köşkü olarakta anılmaktadır.
Tavuk ormanı adeta bir bitki labaratuvarı gibidir, Tavuk Ormanı, otsu soğanlı ve tıbbi değeri olan bitkilerle doludur ve bu alanda şunları görebilirsiniz: Akyıldız, Morsümbül-Adasoğanı, Dağ Sümbülü-Arapotu, Akçebardak, Gölsoğanı, Çoban Değneği, Yaban Soğanı, Düğün Çiçeği, Andız, Çiğdem, Yılan Yastığı-Dana Ayağı, Karakafes.Sarayiçinden çıktıktan sonr Meriç Nehri istikametine doğru gidip Meriç kenarında dinlenebilir, Meriç boyuna sıralanmış kamu tesislerinden faydalanabilir veya Belediyenin Protokol evi isimli kafesine oturup çayınızı yudumlayabilirsiniz. Dilerseniz öğretmen çay bahçesinde veya Polis bahçesinde akşam yemeğinizi yersiniz, Dilerseniz DSİ nin mesire yerinde pikniğinizi yapabilirsiniz. Bu saydıklarımdan hariç Meriç boyunda onlarca kahvaltı salonu ve şık restaurantlar bulunmaktadır. Emirgan çay bahçesi buranın en eski en bilinen yerlerindendir, konumuda çok iyidir hemen köprü başında Meriçin tam boyunda bulunmaktadır.
Meriç Köprüsü :Mecidiye Köprüsü veya diğer adıyla Meriç Köprüsü; Bu köprünün yapımı 1832 yılında Edirne’yi ziyaret eden Sultan II.Mahmut’un emriyle gündeme gelmiştir. O yıllarda burada ahşap bir köprü bulunmaktaymış. Köprünün yapımı bütçe sıkıntıları nedeniyle 1842’de Abdülmecit zamanında yapımına başlanmış ve 1847’de bitirilmiş köprüdür.Edirne – Karaağaç yolunda, Meriç Nehri üzerinde yer alır. 263 metre uzunluk, 7 metre genişlikte, 13 ayak üzerinde 12 sivri kemerli olup yanlara doğru eğimli özellikler taşımaktadır. Mermer yazıtlı köşkü olan köprünün kubbesinde daha önceleri güneş motifi olduğu bilinmektedir.Bitiminde köprüye konulan kitabe, Yunan İşgali döneminde işgalciler tarafından söktürülmüştür. Edirne’nin en yeni Osmanlı yapısı köprüsüdür. 12 kemerli olup, güzel bir görünüşü vardır. Günbatımının dünyada en güzel izlenebildiği noktalardan olduğu söylenir.
Tunca Köprüsü:Edirne’de Tunca Nehri üzerindeki Edirne’nin Karaağaç ile bağlantısını sağlayan köprüyü Sultan II.Mehmet zamanında defterdarlık görevinde bulunmuş olan Ekmekçizade Ahmet Paşa 1608-1615 yıllarında yaptırmıştır. Köprünün mimarı İstanbul’da Sultanahmet Camisi’ni de yapmış olan Sedefkâr Mehmet Ağa’dır.
Meriç Köprüsünü geçktikten sonra iki yanı ağaçlarla kaplı taş yoldan 1km kadar devam ederseniz Karaağaç a ulaşırsınız. Bu ismi eminim herkes tarih kitaplarında duymuştur. Ayrıca bu yol üzerinde Kent orman piknik alanıda bulunmaktadır, bunun yanında bir çok kahvaltı edebileceğiniz yerler vardır.
Karaağaç girişinde bu değirmen sizi karşılayacak, Değirmenden sol tarafa dönünce Karşılıklı şekilde birbirinden güzel kafeler göreceksiniz. Burada asmaların altına oturup kahvenizi içebilirsiniz, burda kahve içmenin tadı bir başka.
Kafeleri geçer geçmez Eskiden gar binası olan bugün Trakya Üniversitesi Rektörlüğü olan tarihi bina sizi karşılayacaktır.
Karaağaç Tren İstasyonu Mimar Kemalettin Bey’in “Şark Demiryolları Şirketi” adına tasarladığı dört tren istasyonundan birisidir. Mimar Kemalettin Bey’in tasarımını yaptığı diğer istasyon yapıları arasında Filibe Garı, Selanik Garı ve Sofya Garı bulunmaktadır. Bunlardan Selanik Garı’nın yalnızca temelleri atılabilmiş, Sofya Garı II.Meşrutiyetten önce tamamlanmıştır.
Kurtuluş Savaşı’ndan sonra demiryolunun 337 km.lik bir bölümü Türk toprakları içerisinde kalmıştır. Bunun için de karaağaç Tren istasyonuna İstanbul’dan ulaşabilmek için Yunan sınırından geçme zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Türk sınırı içerisinden geçen yeni bir demiryolu yaptırınca da Karaağaç tren İstasyonu önemini yitirmiş ve terk edilmiştir. 1974 Kıbrıs harekâtı sırasında istasyon bir süre ileri karakol görevini üstlenmiş ve daha sonra da Trakya Üniversitesi’ne verilmiştir. Bu istasyon binası bugün Trakya Üniversitesi rektörlük binası olarak kullanılmaktadır. Edirne için son derece önemli olan Lozan Antlaşmasını simgeleyen bir anıt ve bir de müze üniversite tarafından tren istasyon binasının yanına yapılmıştır.
Lozan Antlaşması’yla Yunanistan’dan savaş tazminatı olarak alınan Edirne’nin Karaağaç yöresinde Trakya Üniversitesi Rektörlüğünce yaptırılmıştır. Yunanistan sınırına yaklaşık 3 km mesafede olan anıt Yunanistan’dan da görülebilinmektedir. 36,32 ve 17 metre yüksekliğindeki üç sütun ile barışı simgeleyen kadın heykelinden oluşan anıttaki 32 ve 17 metre yüksekliğindeki sütunlar arasına yerleştirilen kadın heykeli Mimar Sinan Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Tamer Başoğlu tarafından yapılmıştır. Burada aynı zamanda Lozan Meydanı ve Lozan Müzesi’de yer alır.
Yünanistan´a geçmek isteyenler Rektörlükten sonra 3km daha giderek Pazarkule sınır kapısına ulaşabilirlir, yeşil pasaportu olanlar vize almadan geçibilir. Ayrıca burası Arda nehri ile Meriç nehrinin birbiriyle buluştuğu noktarı ancak askeri bölge olduğu için göremezsiniz, bu noktadan öte Meriç nehri Türkiye sınırını belirlemektedir. Hal böyle oluncada bu noktada çok sık göçmen kaçakçılığı olur, çeşitli yollarla Edirneye ulaşan göçmenler eğer Meriç nehrini geçibilirlerse kendilerini Avrupada bulurlar.
Edirne´de gece kalacaksanız gece hayatınıda seviyorsanız Edirnenin gece hayatı size unutulmaz anlar yaşatabilir, en başta akla gelen yerler Zindanaltı Meyhanesi ve Gazibaba Meyhanesidir. Bu meyhanelerde ocak başına oturup kebabınızı yerken rakınızı yudumlayabilir, esmer vatandaşların çaldığı müzikleri dinleyebilirsiniz, ilerleyen saatlerde enerjinizi göbek atarak harcamaya hazırlıklı olun.
En kaliteli malzemelerle hazırlanan soğuk ve sıcak meze seçenekleri, seçkin Türk Sanat Müziği parçalarını ve uygun fiyatlarıyla bu meyhanelerde hoşça vakit geçirebilirsiniz.
Meyhane beni açmaz ben daha çok gençlerin arasında olmak isterim derseniz o zaman Ayşekadın kampüsü karşısında Efes Pilsen´in yaptığı sokakta hayat var tabelasının olduğu yere gideceksiniz. Edirne bir öğrenci şehri olduğundan burada öğrencilik çok zevkli geçecektir. (ben kendimden biliyorum) Tüm gençlerin bu sokakta toplandığını göreceksiniz.
Edirne´de mutlaka görmemiz gereken bir yerde Şükrüpaşa anıtıdır. Edirneye tepeden bakan bu anıtın tarihteki önemi çok büyüktür.
Balkan Savaşı sırasında Edirne’yi kahramanca savunan Şükrü Paşa ve Balkan Savaşı şehitleri anısına, savunma mevzilerinden biri olan Kıyık Tabya’da inşa edilmiştir. Kentin en yüksek yerinde bulunan Kıyık Tabya’da 28 Kasım 2000 tarihinde açılan Balkan Savaşı Müzesi, 14 bölüm ve 23 bonetten oluşmaktadır.
24 Eylül 1912 tarihinde Osmanlı Sofya Elçiliğinin İstanbul’a gönderdiği uyarı telgrafı yaklaşan tehlikeyi bildiriyordu: “Bulgarların ilk amacı Osmanlı’nın güçsüz Kırklarelitümenidir. Edirne’ye ise baskın taarruzu düşünüyorlar. Edirne müstahkem mevkii takviye edilmeli, vatani hizmet süresi dolan askerler terhis edilmemelidir.”
Bunun üzerine Edirne müstahkem mevkii kumandanlığına getirilen Mehmed Şükrü Paşa, Edirne kuşatması başlamadan bir hafta önce kente gelebildi. Edirne’nin savunması görevi verilen Şükrü Paşa’ya şehrin kuşatılması halinde 50 gün savunulması emri verilmişti. Bu sürede ya Bulgar ordularının geriletileceği ya da İstanbul’dan destek gönderileceği öngörülmüştü. Ancak Mehmed Şükrü Paşa, kurmayları Kâzım (Karabekir), Remzi (Yiğitgüden) ve Fuat Bey ile, İstanbul’dan destek alamamasına rağmen, Bulgar ve Sırp ordularının saldırılarına 5 ay 5 gün süreyle direnerek tarihe geçen bir savunma gerçekleştirdi.
Kısa bir belgeselini buldum Şükrüpaşanın dilerseniz buradan izleyebilirsiniz.
Şehri kahramanca savunması Avrupa basınında büyük yer bulduğu ve kamuoyunda takdir uyandırdığı için eğitim gördüğü Almanya’da adına küçük çaplı anıtlar dikilmiş; Fransız milleti adına bir kılıç ve hayranları tarafından binlerce imza ile bezenmiş bir altın kitap hediye edilmiştir.
Altı ay boyunca Sofya’da itibarlı bir esaret dönemi geçiren Şükrü Paşa, bu dönemi matematik ve topçuluk problemleri çözerek geçirdi. Hazırladığı bir kitabı Bulgar veliahdı Boris’e hediye etti.
Balkan Savaşı’nda tarihe geçen başarılarından sonra rütbesi tekrar Birinci Ferikliğe yükseltildi ve emekli edildi. Günlerini kütüphanesinde çalışmakla geçirdi. Edirne savunması sırasında yakalandığı siyatik hastalığının tedavisi için gittiği Bursa kaplıcalarında zatürreye yakalandı ve İstanbul’a dönüşünde evinde 5 Haziran 1916 günü hayatını yitirdi.
Naaşı, Müttefik kuvvetler komutanlarının katıldığı büyük bir askeri törenle İstanbul’da Merkezefendi Mezarlığı’nda toprağa verildi. Edirne halkının isteği ve ailesinin uygun görmesi üzerine mezarı 1998’de Edirne’de yapılan anıt-mezara nakledildi .
Gezerken oldukça duygulanacağınız bu anıt bugün askeri bölgedir girişinde asker nöbet tutar, kimlik bırakarak ücretsiz bir şekilde gezebilirsiniz.
Edirne hakkında daha bir çok yazılacak yazı , söylenecek söz vardır benim atladığım yerleri siz kendiniz gezerek görebilirsiniz, Edirne mutlaka görülmesi gereken bir şehir benim için, eminim sizde gördüktan sonra benim gibi düşüneceksiniz.
Neredeyse bütün sokaklarda birer sanat atölyesinin bulunduğu, aksam yürüyüşlerinde her köşe başında ya bir tiyatrocu, bir sokak ressamı ya da bir şarkı söyleyen birini görmenin çok doğal olduğu, tarihi dokunun korunabildiğini tum çıplaklığıyla gösteren belki de İtalya`nın en güzel Şehridir Floransa
Floransa
Tarih ve Rönesans İtalyanın hafif kuzey bölgesinde bulunan
tarihî şehir Floransa, Tuscana Bölgesi’nin merkezidir. Bu tarihî şehir
Roma İmparatoru Jül Sezar’ın emekli askerlerinin, buraya yerleşmesiyle
oluşmuştur. Fakat şehir en parlak dönemini Medici Ailesi döneminde
yaşamıştır. Şuan var olan çoğu tarihi eserin neredeyse tamamı bu ailenin
hüküm sürdüğü dönemde yaptırılmış/inşa ettirilmiştir. Medici soyundan
özellikle Cosimo’nun torunu olan Lorenzo sanata düşkün bir hükümdardı
ve Floransa’ya birçok eser bağışladı. Floransa özellikle sanatla ve
sanatçılarıyla ünlü bir şehirdir. Rönesans Dönemi’ne damga vurmuş şehir
birçok ünlü sanatçıya ev sahipliği yapmıştır. Bunlardan en ünlüsü
Leonardo Da Vinci’dir. Vinci Bölgesi’nde doğduğu için bu ismi alan
Leonardo ressam, mimar, mühendis, hekim, anatomi uzmanı, müzisyen
ve daha sayısız vasfa sahipti. Birçok sanat çevresince dünyanın gelmiş
geçmiş en başarılı tablosu sayılan Mona Lisa’nın ressamıdır. Sanatın
yanında bilimsel bir kişiliği de olan Da Vinci Medici Ailesi Floransa’yı
diğer ailelere karşı savunmaya çalışırken bir çok savaş makinesi yaptı.
16. yüzyılda Avrupa’da barutlu silahlar yeni yeni yaygınlaşmaya
başlamışken tank ve 33 namlulu toplar yapmıştır. Dünyanın ilk
helikopterini çizdi. Çalışmaları çoğu kez çılgınca hatta büyü olarak
adlandırıldı. Döneminden ileride bulunan bir insandı.
Bir diğer ünlü Rönesans sanatçısı ise Michelangelo. Michelangelo ünlü bir heykeltıraştı
ve en ünlü eseri olan Davud Heykeli ile ününe ün kattı. Heykel insan
doğasına en yakın ve en canlı görünen heykel gibi sıfatları taşımakla
birlikte ilginç bir anektoda da konu olmaktadır. Buna göre Michelangelo
heykeli bitirdiğinde heykele şöyle bir bakmış ve elindeki çekici heykele
fırlatarak ‘Konuşsana be adam !’ şeklinde bağırmıştır. Çünkü heykeltıraşa
göre heykel konuşabilecek kadar canlı görünmektedir.
Ünlü Rönesans sanatçılarından bir tanesi de Niccolo Machievelli’dir.
Machievelli çok yönlü bir insan olmakla birlikte politikacı, yazar,
siyasetçi, filozof,şair ve tarihçi gibi sıfatlara sahiptir. Medici Ailesi döneminde yaşamış
olup ailenin isteği üzerine Floransa tarihini konu alan bir kitap yazmıştır.
Fakat en önemli eseri Prens adını verdiği kitaptır. Bu kitapta
Makyevelizm ideolojisini açıklar. Ona göre korku insanları yönetmek
için sevgiden daha faydalı bir yoldur. İnsanlar korktukları hükümdarların
emirlerine uyarlar ve onlar saygı gösterirler. Yine Machievelli’ye göre
amaca ulaşmak için izlenilen her yol mübahtır ve bu Makyevelizm’in özüdür.
Böylesi zengin bir tarihe sahip olan Floransa şehrinin gezilip
görülecek birçok tarihi mekanı vardır. Bunlardan ilki Piazza della
Signoria(Signoria Meydanı) adlı meydandır. 15. yüzyılla şekillenmeye
başlamış meydan o zamanlar bir hapishane olarak kullanılan bir kuleye
de ev sahipliği yapıyorken bugün turizme açılmış durumda.
Bir diğer turistik mekan ise Duomo isimli kilise. Yapım tarihi Piazza della
Signoria’ya yakın olan Duomo isimli kilisiden İtalya’da iki tane
bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi Milano’dayken diğeri Floransa’dadır.
Devasa büyük olan kilise bir kubbe ve bir kuleden meydana gelmektedir.
Görülecek bir diğer mekan ise Ponte Vecchio adlı köprü. Köprü
Fiumelatte Nehri üzerinde kurulmuştur ve üzerinde dükkanlar vardır. İşin
ilginç yanı dünyada üzerinde dükkanlar bulunduran 3 tane köprü vardır.
Bunlardan biri Floransa’daki Ponte Vecchio bir diğeri Yunanistan’da bir
köprü sonuncusu ise Bursa’daki Irgandı Köprüsü’dür. Özetle Floransa
tarihiyle, sanatıyla, sanatçılarıyla, turistik yerleri ve tarihî eserleriyle
gezilip görülecek şehirlerin başında gelmektedir ve her yıl milyonlarca
turist tarafından ziyaret edilmektedir.
Eminim dünyanın 2.büyük kanyonun Erzincanın ilçesi olan Kemaliyede bulunan Karanlık Kanyon olduğunu birçoğumuz bilmiyoruz. Amerikadaki Grand kanyondan sonra gelen bu kanyon tam bir doğa harikasıdır.Bugün Kemaliye olarak bilinen ilçe 11.yy ilk yarısında Van yöresinden göçen Ermenilerce iskan edildiği bilinmektedir. Kasabanın eski adı Agn olup ermenice “göze – pınar anlamına gelmektedir.
İlçe, 1900’lü yılların önemli bir ticari merkezidir. Kaynaklar, o dönemde bütün çevre illerden, ticaret için eğin’e gidildiğini aktarır. Cumhuriyetten sonra, ilçe yoğun göç veren yerlerden biri olmuştur. Bugünkü nüfusu 2500 civarı olan Kemaliye bir çok bürokrat çıkartmıştır ve halkı oldukça kültürlü bir yapıya sahiptir, birçoğu İstanbulda yaşayan halkının büyük çoğunluğu yaz tatilinde burasını hareketlendirmektedir.
Resimde Vali Recep Yazıcıoğlu köprüsü görünmektedir, ayrıca Köprü isimli filmde bu köprüyü konu almaktadır. 1966 yılında yapına başlanan Keban barajının Yukarı Fırat havzasında bulunan bu bölümü 1974 yılında su tutmaya başlayınca burdaki köprü sular altında kalınca 22 köyün bağlantısı dış dünya ile kesilmiş ulaşımda küçük kayıklar ve feribot a bel bağlanmıştır ancak bu da yeterli çözüm olamamıştır. Devlet yeni köprü için 1 trilyon maliyet çıkarttığı için köprü bi türlü yapılamamış bunun üzerine Vali Recep Yazıcıoğlu bir kısmını devletten bir kısmınıda yöre halkından toplayarak köprünün yapımına 1993 yılında başlamıştır. 1997 yılında yapımı tamamlanan köprü tam 300 milyara mal olmuş yöre halkının ulaşım sıkıntısı son bulmuştur.
Bu zor yolları aştıktan sonra sizi yeşillikler içinde bir ilçe karşılıyor, ilk önce kayanın üzerine yaptıkları ev ile dünyanın en ilginç evleri arasına girmeyi başarmış bu evi öreceksiniz ilçe girişinde.
İlçede yerel bi gazeteye ait olan konaklama merkezi, bir öğretmen evi, yine özel bir konuk evi ve bir kaçtane otel bulunmaktadır. Öğretmen evinde yaz günleri yer bulmanız zor olabilir o yüzden gitmeden önce arayıp yer ayırtmanızı tavsiye ederim çünkü biz gittiğimizde yer bulamadık. Kısa bir araştırma yaptıktan sonra ilçe merkezinde oldukça temiz manzarası güzel Bozkurt otele yerleştik, Kahvaltı dahil 50tl istiyorlar biz ufak bir pazarlık yaparak 45 e kaldık. Açık büfe kahvaltısı ve kanyona karşı manzarasıyla oldukça güzel bir kahvaltı yapabilirsiniz.
Kanyonun hemen yanında kanyona paralel olarak uzanan yapımının 132 yıl sürdüğü tamamen insan emeği taş yol bulunmakta. Devasa kayalar, insan gücüyle kırılıp, onlarca tünel kazılmış.Yolun hikayesini bilenler “Önceleri Kemaliye’ye çok kar yağarmış. 3-4 ay bütün çevre ile irtibatı kesilirmiş. 1800’lü yıllarda o zaman ilçenin büyükleri Fırat kenarından kıyıdan bir yol açarsak orası kar tutmaz kolaylıkla Erzincan- Sivas yoluna çakarız diye düşünmüşler. ” diye anlatıyor. Yol bir çok irili ufaklı tünelden oluşmakta ancak bir aracın sığabildiği tüneller aracınızı oldukça zorlayabilir daha çok jeep veya motorla gitmenizi tavsiye ederim, ayrıca ilçede bisiklet kiralayıp tünelleri gezmeniz mümkün.
Kanyon adını karanlık dere diye bilinen dereden almaktadır. Bu dere 500m yükseklikte kayaların arasından kayaların dibine doğru akan yatağına AKUT un bile inemediği söylenen bir deredir.
Bu yol Erzincan a devam etmekte ve oldukça zorlu bir yol tam 174km olan bu yol epey virajlı ve dar yollardan oluşmakta.
Köprüyü geçtikten sonra yine tünele giriyorsunuz tünel çıkışında solda küçük bir iskele var buradan tekne gezisine çıkabilirsiniz. Dilerseniz küçük 4-5 kişilik motorlar var onların sahibini bulup özel olarak anlaşabilirsiniz yada kemaliyenin tek turizm acentesi olan kedost un düzenlediği tura katılabilirsiniz kişi başı 20tl almaktadırlar. www.kedost.com internet sitesinden gerekli bilgilere ulaşabilirsiniz.
Karanlık Kanyon’da 2008 yılından beride Uluslararası Doğa Sporları kapsamında BASE jumping atlayışları yapılmaktadır. Haziran ayının son haftası giderseniz uslararası Erzincan-Kemaliye (Eğin) Kültür ve Doğa Sporları Şenliği´ne katılma fırsatı bulur 500m yükselkilğinde ki kayalardan kanyonun içine doğru paraşütle atlayan sporcularn son saniyelerde nasıl paraşütlerini açıp ölümle dans ettiklerini görürsünüz.
1940’lara kadar geçimini halıcılık, bez dokumacılığı, ayakkabıcılık, bakırcılık gibi el sanatlarıyla sağlayan, ama ardından şehre göçlerle, nüfusu 2500’lere kadar inen, yazları ise doğa sporları sayesinde, nüfusu 5000’lere çıkan kasaba, yaz aylarında turist çeken bir bölgedir.
Kemaliye´nin kuzeydoğusunda Ala mağarası bulunmaktadır ancak henüz turizme açılmadığı için mağaracılık deneyiminiz varsa rehber eşliğinde gidebilirsiniz. Ala Mağarasının içinde dehliz ve kanallar bulunmaktadır. Girişinde sızıntı olarak akan suyun, ala ve sedef hastalıklarına iyi geldiği bilinmektedir.Dilerseniz burada kısa bir yüzme molası verebilirsiniz.
Bütün bu gezintiden sonra eminim su sizi acıktıracaktır Yemek yemek için ilçenin girişinde bulanan Havuzbaşı restaurantta balık yiyebilirsiniz diye duyarsanız sakın ola ki oraya gitmeyin. Çok güzel bir doğa içine kurulmuş içinden dere akan bir kamp alanı burası havuzuda var. çadırınızla geldiyseniz buraya çadır kurabilirsiniz ancak buranın işletmecisi bu doğa harikası yerin hakkını verememiş. Top sakallı burnu havada sahibi müşteriyle pek ilgisiz alakasız öyle ki siz masaya oturduktan sonra bile iki defa bir garson çağırmamıza rağmen 45dk kimse yan bile bakmadı. Büfeden bozma bir yerde yemeklerin yapıldığı işletmede servis o kadar kötü ki büyük bir iştahla beklediğiniz balığınız sadece bir tabağın içine koyulmuş şekilde yanında tek bir yeşillik ve soğan olmadan çıplak vaziyette sunulmakta, köfteler o kadar kötü ki bir tabağın içine 4 köfte konulup getiriliyor şimdiye kadar gittiğim yerlerde en kötü yemeği ve en çok hesabı burda ödedim, burada yemek yemek isteyen arkatdaşlar aman dikkat derim. Bunun yerine şehir merkezinde bulunan lokantaları tercih etmeniz sizin yararınıza olacaktır.
Tuna boyunun romantik ve bir o kadar güzel şehri Budapeşte; Osmanlı´nın 150 yıl hüküm sürdüğü Budapeşte üzerine birde 2.dünya savaşını en ağır yaşayan şehirlerden biridir. 2.dünya savaşında %80 i yıkılan şehir günümüzde yıkılan binaların aslına uygunu yapılarak tarihini korumaya alınmıştır
Budapeşte´ye nasıl gidilir; Direk Budapeşteye geliyorsanız Uçakla gelmek en mantıklısı, ama bir gezi planı içindeyseniz, Prag, Bratislava, Viyana gibi şehirlerden geçecekseniz birçok tren var ve trenler oldukça konforlu ve lüks ancak tek sıkıntı bileti son güne bırakırsanız oldukça pahalıya gelecektir. Bir diğer alternatifte otobüsle geçmek, tren sevdanız yoksa otobüsle geçmek en mantıklısı. Prag ta Floren C metro istasyonu yanından kalkan Student Agency ve Euro Lines firmalarından Avrupanın heryerine otobüs bulabilirsiniz. Prag Budepeşte arası 20 euro ancak ISIC öğrenci kartı olanlar 13 euro´ya alabilirler. Otobüsler çok rahat ve konforlu hepsinde wifi ve elektriz prizi mevcut.
Budapeşte`ye ne zaman gitmeli Budapeşteyi gezmek için en güzel mevsim bahar aylarıdır, özellikle mayıs haziran döneminde giderseniz eminim çok zevk alacaksınız.
Budapeşte Prag kadar canlı olmasa´da Tuna nehrinin kattığı bir güzellik, şehrin tarihi dokusu ve yeşillikler içersinde oluşu harika bir güzellik katmış Budapeşte´ye. Şehri inşa ederken neredeyse hiç bir ağaç kesilmemiş gibi , adım attığınız her yerde yemyeşil ağaçların ve çimlerin kokusunu hissedebiliyorsunuz. Şehrin bir çok yerinde yayalar için yürüyüş yolları ve bisikletliler için bisiklet yolları ayrılmış.
Budapeşte´de gezilecek yerler:Tuna Nehrinin iki yakasında yer alan Buda ve Peşte şehirlerinin birleşmesiyle oluşmuştur Budapeşte, şehir genel olarak peşte tarafında yaşamakta, Buda tarafı iste biraz daha tepelik ve yeşilliktir. Evliya Çelebi, Buda’da 25 cami, 47 mescit, 12 medrese, 16 mektep, 2 hamam, 8 kaplıca, 9 han, 1 saat kulesi ve 1 bedesten bulunduğunu bildirmektedir. Bunların çoğu bugün ayakta değildir.
-Budapeşte kale bölgesi; Buda tarafında bulunur tuna boyuna vardığınızda tepede gözünüze çarpan görkemli yapıları görünce kale bölgesi olduğunu anlarsınız. Burada Kraliyet Sarayı, Macar ulusal galerisi, Balıkçı tabyasını bulabilirsiniz.
Geller`s tepesi: Tepeye çıktığınızda 14m yüksekliğinde Özgürlük Heykeli (Szabadság szobor)sizi karşılıyor. Şehrin hemen hemen her noktasından görülebilen piskopos Gellert’in adını taşıyan tepeye ilk olarak Osmanlılar tarafından yapıylan, daha sonra da Avusturyalılar tarafından çeşitli düzenlemeler yapıyan bir kale mevcut. Kaleye girmek için 1200HUF ödemelisiniz. Ulaşım, Tramvay 41, 47 ve 49; Moricz Zsigmond Meydanından 27 no’lu mini otobüs.İnternette bir çok yerde gördüğünüz muazzam Budapeşte fotoğrafları kalenin önündeki terastan çekiliyor. Tepeyi gezdikten hala enerjiniz varsa ağaçlar arasındaki parktan aşağıya inin ve yolda surlar arasında Gellert’in kendi heykeli ile fotoğraf çektirin. Dileyenler Gellert Otelin karşısındaki Mağara Kiliseyi de (Cave Church) görme imkanı bulabilir.
Gellert´s tepesi ; Burası 235m yükseklikte bütün şehri tepeden izleyebileceğiniz Peter Gellert´in heykelinin bulunduğu bir yer.
Gellert´s tepesi ; Burası 235m yükseklikte bütün şehri tepeden izleyebileceğiniz Peter Gellert´in heykelinin bulunduğu bir yer.
-Tarih müzesi; Kale bölgesinde bulunan müzede, içerisinde Macaristan ve Osmanlı tarihinden eserler görebilirsiniz. Yaz saati döneminde 10.00-18.00, kış saati döneminde 10.00-16.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Pazartesi günleri kapalı. Ücreti, yetişkin 1500 HUF, öğrenci 750 HUF; Budapeşte Kartınız varsa ücretsiz girebilirsiniz. .Buraya ulaşmak için otobüsle, 10, 16 ve 16A numaralar; Füniküler ile (tek yön 1200 HUF, gidiş-dönüş 1800HUF). Budapeşte tarihini merak ediyorsanız burası tam size göre.
Budapeşte Tarih müzesi
-Parlemanto Binası; Peşte tarafında Tuna boyunda uzanan görkemli binadır, şaşırtıcıdır ki Parlemonte binasının etrafında bizimki gibi yüzlerce polis yoktur. Hatta bir tane makam arabası bile göremezsiniz, tam önünden tranvay yolu geçer ve tranvay kullanılır. Dilerseniz bir bilet alarak Parlemanto binasının içinide gezebilirsiniz.
Macaristan Parlamento binasıSzentendre Tuna boyu
-Szentendre; Burası Budapeşte´ye 20km uzaklıkta Tuna boyunda küçük bir turistlik kasaba. Önceleri Osmanlıdan kaçan sırpların sığındığı bir köyken bugün oldukça turistlik bir bölge olmuş, Türkiyeden gelen bütün turlar buraya mutlaka uğrar. Szentendre de Türklere ait iki tane hediyelik eşya dükkanı bulunmaktadır.
-Margaret Adası;Tuna nehrinin ortasındaki bu ada 2,5km uzunlukta 500m genişlikte bol ağaçlı , yürüyüş parkurlu , bisiklet yolları olan ve içersinde kafeler ve oteller barındıran bir adadır. Akşamları rast gelirse burada açık havada opera bile dinleyebilirsiniz. Gecenin bir yarısı ormanlık alanda tek başına koşan kızlar bisiklete binen insanlar görmek Budapeştenin ne kadar sosyal bir yer olduğunu hatırlatıyor bize.
Margaret adası
Zincirli Köprü (szechenyi) : Tuna üzerinde bulunan 8 köprüden en güzelidir bence. Tuna üzerindeki köprülerin hepsi 2.dünya savaşı sırasında yıkılmıştır daha sonra 1 tanesi hariç bütün köprüler aslına uygun olarak yeniden yapılmıştır. Bu köprü aslanlı köprü olarakta bilinir, aslanları yapan heykeltraş kendine öyle güvenmektedir ki bir tane hata bulunursa kendini köprüden aşağı atacağını söylediği sırada, bir marangoz çıkarak aslanların dilinin olmadığını söyler , gerçektende aslanların dili yoktur ve heykeltraş kendini Tunaya atar ama neyseki yüzme biliyormuş. ( aslanlar dinlenirken dillerini içeriye çekerler heykeltraş aslanları dinlenirken tasvirlediği için aslanlarda gerçektende bir hata yoktur).
–Kahramanlar Meydanı;Macaristan´ın 1000.yıl anısına yapılmış bir meydandır. Meydanda bulunan heykeller Macarların hristiyanlığa geçişini anlatır. Meydanın arka tarafında büyük bir yeşallik alan yer almaktadır. burada çimenler üzerinde bikiniyle güneşlenen insanlar, yürüyüş yapanlar veya ortada bulunan havuzun boyunda sıralanmış kafelerde birşeyler yeme içme imkanı bulabilirsiniz.
-Termal banyolar; Budapeşte´de birçok termal banyo bulunmaktadır, en büyüklerinden biride Kahramanlar meydanının hemen arkasında bulunur. Giriş hafta içi 15euro dur. Buradan başka tuna boyunda da çeşitli kaplıcalar vardır.
-Tuna nehri tekne turu: Tuna boyuna indiğinizde birçok teknenin sizi tura davet ettiğini görürsünüz. Yemekli ve yekeksiz , 1 saatlik 2 saatlik olanları mevcut bütçenize göre size uygun olanı seçersiniz, birazda pazarlık yapabilirsiniz.
-Vaci Utca (walking street) : Burası şehrin en işlek caddesi diyebiliriz sağlı sollu kafeler, ünlü markaların mağazaları ve küçük bir meydanda yöresel yiyecekler satan standlarda oturup yemek yiyebilirsiniz. Fiyatlar şehrin diğer bölgerine göre biraz pahalı.
***PÜF NOKTASI***: Bütün bu saydığım yerleri Hop onn Hop off otobüslerle gezebilirsiniz. 3 farlı tur firması var fiyatlar 40 ile 55tl arasında değişiklik gösteriyor. Hepsi aynı turu düzenliyor biraz pazarlık yapmakta fayda var. Bu fiyata hafif bir öğle yemeği ve bira ve sıcak içecekte dahil. Her firmanın kırmızı hat ve sarı hat olmak üzere güzergahları bulunuyor ve bu hatlar şehrin heryerinden geçiyor, otobüslerin sağ tarafındaki koltuklarda Türkçe menü seçeneğide var. Aldığınız bilet 2 gün boyunca geçerli oluyor , 2 günde şehri doya doya gezebilir aynı zamanda bu otobüsleri ulaşım içinde kullanabilirsiniz. Her ne kadar Budapeştede tranvay ve otobüslere binişte bilet sorulmasada kontrole denk gelebilirsiniz.
BADAPEŞTE YEMEK YEMEYİ SEVENLER İÇİN ÇOK GÜZEL FIRSATLAR SUNUYOR
Turistlik bir şehir olduğu için şehrin hemen her bölgesi kafe ve restaurantla dolu. En ünlü yemekleri Gulaş ancak bizdeki tas kebabının yada et yahnisinin biraz daha tuzlusu, yuvarlak ekmeğin içine koyup veriyorlar.
–Burada her yerde Türk lokantası görebilirsiniz,Türk lokantası Türkiye´de de var deyip sakın boşvermeyin mutlaka bir döner yemelisiniz. Döneri oldukça büyük ve lezzelti yapıyorlar üzerine farklı bir sos döküyorlar. Diğer yemeklerinde porsiyonu oldukça büyük ve şehirde en ucuz yemekleri Türk restaurantalrında yersiniz.
*** Tavsiye: ***Ancak hepsi bir kenara Trófea Grill Étterem ; bu harika yerde yemek yemeden dönmeyin. İçeride 200 den fazla çeşit yiyecek bulunuyor. Birbirinden lezzetli hazırlanmış yiyeceklerin yanı sıra kaz eti , ördek eti dahi bulabilirsiniz, et reyonundan istediğiniz et ve balığı seçip ızgaraya attırıyorsuz. Birçok tatlı çeşidide mevcut. İçeri giriş öğlen 13 euro, akşam 18euro 13 Euro karşılığında 2 saat boyunca sınırsız yemek yiyip sınırsı alkollü ve alkolsüz içki, çay , kahve içebilirsiniz.
BUDAPEŞTE GECE HAYATI SİZİ BEKLİYOR
Budapeştede gece hayatı genelde haftasonları oldukça canlı oluyor ama hafta içide sizi eğlendirecek birkaç yer sayabilirim. Morrisons2;İçeri giriş 5tl, içerde farklı konseptlerde karaokeden diskoya, salsaya 3 bölüm var haftanın her günü dolu olan biryer.
Gozsdu Udvar; Burası pasaj gibi bir yer birçok pub ve şarap evi bulunmakta ve haftanın her günü kalabalık mutlaka uğramalısınız.
Budapeşte´de Dikkat edilmesi gerekenler:Çok fazla olmasada dolandırıcılar denk gelebilir, sokakta yürürken normal görünümlü kadınlar sizi birşeyler içmeye davet edebilir gidip içtiğinizde hesap geldiğinde biraz şaşırabilirsiniz.
-Şehrin uzak noktalarında Genellikle Gellert tepesinde Bul karayı al parayı oynatanlar var kesinlikle denemeyin paranızı kaybedersiniz.
Budapeşte´de Nerede Kalınır: Bu şehirde her bütçeye uygun otel ve hostel bulunmakta. Genelde fazla pahalı değil günlüğü 20tl ye bile temiz ve güzel bir hostel bulabilirsiniz. Booking.com dan bütçenize uygun bir otel seçiniz.
Dedeağaç yakınlığı sebebiyle Türkler tarafından konşunun en çok ziyaret edilen şehirlerinden biridir. Benimde ayda bir iki kere gittiğim bu şehir lezzetli deniz ürünleri yemek ve biraz kafa dinlemek için çok ideal bir yerdir.
NASIL GİDİLİR
İpsala sınır kapısından geçtikten hemen otoban başlıyor, 45km boyunca yolu hiç bırakmayın Alexandroupoli tabelasını göreceksiniz, alternatif olarak otobana girdikten yaklaşık 2km sonra 2.çıkıştan çıkarak sahil yolundanda gitebilirsiniz ikiside aynı kilometre uzunluğundadır. Otobüsle gelmek isteyenler için Metro turizmin İstanbul kalkışlı günlük seferleri oluyor. Not: Araçla gitmek isteyenler mutlaka yeşil sigorta yaptırmak zorundalar, ucuza yeşil sigorta yaptırmak için tıklayın.
GEZiLECEK YERLER
Küçük bir şehir olan Dedeağaçta pek fazla gezilecek yer olmasada , sahilde yürüyüş yapabilir, şehir çıkışında bulunan plajlarda denize girebilir ve bol miktarda bulunan kafelerde kahvenizi içebilirsiniz. Aracınızla gelmişseniz Marki kasabasına doğru sahilden gidebilir birbirinden güzel yeşillikler içinde evleri fotoğraflayabilirsiniz. Müze meraklıları eski tarım aletlerinden oluşan Etnografya müzesini ziyaret edebilir.
YÜNANİSTAN`DA ALIŞVERİŞ, UCUZA NE ALINIR
Avrupalılara göre oldukça ucuz gelen Yünanistan euro kurunun yüksek oluşundan doyalı bize biraz pahalı gelsede yemek içmek konusunda oldukça hesaplıdır. Buradan ucuz ve kaliteli zeytinyağı ve gerçekten güzel bir okadarda ekonomik şaraplar alabilirsiniz. Et ürünleri oldukça ucuz ancak gümrükten geçirilmesi yasak. Öğneğin kuzu etinin kilosunu 4-5 euroya alabilirsiniz.
Yünanistan`da telefon ucuzmu diye merak edenler, çok fazla ucuz olmasada telefonuna göre 200tl kadar daha ucuza almak mümkün.
NE YENİR;
Bizdeki restaurant ın adı Yünanistan`da Tavernadır. Alexandroupolide çok fazla restaurant bulunur hepside birbirinden şık ve güzeldir fiyatları bizim deniz restaurontlara göre daha uygundur. Türkler tarafından oldukça rağbet gören Aya Yorgi ve Nisiotiko tavernalar gerçekten kaliteli ancak bir o kadarda pahalı olan yerlerdir. Özellikle Aya Yorgi nin kalitesi ve manzarası tartışılmaz. Ben size 3 yer tavsiye edebilirim.
Gialos;şehir merkezinde sahilin sonuna doğru sıralanmış birçok taverna vardır, her daim dolu oluşundan gialosu hemen farkedeceksiniz. Burası fiyat/kalite dengesi bakımından bence en iyi taverna diyebilirim. Burada kalamar, ahtopot ızgara, karides ve kabak kızartamsı eşliğinde ev yapımı şarabını denemenizi tavsiye ederim.
Σαν Παραμύθι; Burası özellikle kış aylarında dolup taşar, türk ziyaretçisi çoktur. Biraz daha hayalimizdeki Yünan tavernasına benzerliği dolasıyıla burada yediğiniz yemek daha eğlenceli geçer. Haftasonları canlı müzik eşliğinde bol bol göbek atabilirsiniz burada. Ciğer sarması ünlüdür.
Salih abinin yeri; Alexandroupoli` den sonra 17km gidince Mesimvria köyüne geldiğinizde bir türk lokantası olan Salih Abinin yerini göreceksiniz. Burası kuzu çevirmesi, ve kokokereçiyle ünlü bir yer. Kilo ile satılan kuzu pirzola, köfte ve diğer et ürünleride çok lezzetli ve fiyatlarıda ekonomik.
EĞLENCE VE GECE HAYATI;
Yünanlılar kahve içmeyi oldukça seviyorlar sanırım ki kafeler sabah erken saatlerden itibaren dolmaya başlıyor. Geceleride yine aynı şekilde özellikle haftasonları bütün mekanlar dolu oluyor.
Soho; ana cadde üzerinde Alexandroupoli`nin en ünlü cafe&barlarından bir tanesi, günün her saatinde kahve ve alkol alan insanlar burayı dolduruyor. Güzel ve şık bir yer gitmenizi tavsiye ederim.
Argo Sea an City; Alexandroupoli nin en şık ve manzarası en güzel kafesidir bana göre, tam sahilde konuçlanan bu kafe yaz aylarında oldukça popüler bir yerdir.
Room 6; yine ana cadde üzerinde bulunan room6 en işlek cafe&bar larından biri.
Pico By Night; Çarşambaları ve haftasonları gece 12 den sonra açılan Pico gece hayatını yaşamak isteyenler için vazgeçilmez bir yer. Giriş 5€ ve içersi biraz pahalı ancak oldukça kaliteli bir gece külübü.
Prive Club; Dedeağaç in en ünlü gece külüplerinden biri olan Prive daha çok club tarzı sevenlere hitap ediyor.
Dedeağaçta Denize Girmek ve PlajlarDedeağaçta denize girilecek plajlar Makri kasabası istikametine giderken şehir çıkışından başlar, en iyi plaj ise Agia Pareskevi plajıdır, Dedeağaca yaklaşık 12km uzaklıkta olan bu plaja gitmek için Marki tarafına doğru aracınızı sürerken Agia Pareskevi tabelalarını takip etmek olacaktır. Plajda 4-5 adet işletme bulunuyor hepsinin birbirinden güzel şezlong ve şemsiyeleri var, genelde şezlong ve şemsiyeye ücret almıyorlar yediğinizi içtiğinizi ödüyorsunuz. Bir diğer güzel plaj ise Hemen Alexandroupoli çıkışında Casinoyu geçer çevmez ışıklardan sola dönün Thea Thalassa restaurantın yanında oldukça güzel bir plaj göreceksiniz. Hazır gitmişken Thea da mutlaka yemek yemelisiniz, özellikle güneşte kurutulmuş ahtapot tavsiye olunur.
Kumar Dedeağaçta bir adet casino bulunmakta, Makri istikametine giderken ışıkları geçince sol tarafta Casinoyu görebilirsiniz. İçeri giriş için 4€ ödemeniz gerekiyor, oldukça küçük bir casino illa kumar oynayacakanız Bulgaristanı tercih edin.
İskeçe!!! Neresi burası ! eminim birçoğumuz aşinadır, ancak Batı Trakyanın bu güzel şehrine kaçımız gitme şansını yakaladı ve kaçımız gitmeyi düşünüyor? Şu anda bu yazıyı okuyanların büyük çoğunluğu eminim İskeçeye gitmek için araştırma yapıyorlar, belki bir faydam olur diye izlenimlerimi sizlerle paylaşayım.
NASIL GİDİLİR
İpsala sınır kapısından çıktıktan sonra direk otobana giriyorsunuz, otoban derken hemen gişe falan beklemeyin kapıdan çıkar çıkmaz mecburi olarak girdiğiniz yol otoban başlangıcı oluyor ve Selaniğe kadar uzanıyor bu yol. 155 km kadar gittikten sonra ilk gişeler karşınıza çıkacak ve 2,5 euroyu veriyorsunuz. Gişeleri çıkar çıkmaz XANTHI tabelasını göreceksiniz, işte burası İskeçe oluyor ve bu tabeladan içeri giriyorsunuz 2-3km kadar gittikten sonra OLD TOWN tabelesı gözükecek şehrin gezilecek noktası burası. Bu yol sizi saat kulesi meydanına çıkartacak , uygun bulduğunuz yere arabanızı park edin ve şehrin tadını çıkartın.
NE ZAMAN GİDİLİR
İskeçe`ye her mevsim gidilebilir ancak size özel tavsiyem mart ayının ortalarında düzenlenen ve İskeçe Karnavalızamanında gitmeniz. 60 bin nüfuslu bu şehirden bu karnaval performansını görünce şaşıracaksınız. Rengarenk kostümler giyen insanlar ve hem gece hem gündüz devam eden konserler ve partilerle şehir adeta bir açık hava diskosu. Dikkat etmeniz gereken tek şey sınır kapısında oluşacak uzun kuyruklar, eğer uygun zamanı bulamazsanız Türkiyeden gelen karnaval severler ve tur firmaları sayesinde 5 saat kuyrukta beklemeyi göze alın.
İSKEÇE DE NE YAPILIR
Saat meydanı etrafında bulunan kafelerde oturup frappe içebilir ve ilk yol yorgunluğunu burada atmanızı tavsiye ederim. İskeçe Rodop dağlarının tam eteğine kurulmuş bir şehir, frappenizi yudumlarken dağların havası bütün yorgunluğunuzu alacaktır.
İskeçe Türklerin yoğun olarak yaşadığı bir yer , Ahiriyan mahallesi neredeyse tamamen Türklerden oluşmakta, bu mahalleyi gezmenizi tavsiye ederim. İskeçede birde Türk müftülüğü bulunmaktatır bilmeyenler için hatırlatmak isterim. (hatta ziraat bankası bile vardır 🙂 )
Saat kulesi meydanından dağlara doğru yöneldiğinizde eski şehir tarafına ulaşmış oluyorsunuz burada birbirinden güzel birçok kafe ve restaurant bulunmakta. Saat 3 yönündeki sokağa girerseniz burada kömür ateşinde kokoreç ve et yapan bir restaurant görecekseniz, burada kokoreç yemenizi tavsiye ederim. Yine saat 2 yönündeki sokağın girişinde sağ tarafta Türk bir tatlıcı var ve tatlıları mükemmel.
Denize kıyısı olmasa bile İskeçe`de oldukça iyi deniz ürünleri yiyebileceğiniz yerler var. İskeçeye tepeden bakan restaurantlarda oldukça iyi deniz ürünleri yiyebilirsiniz.
Unutmadan söyliyeyim sokakların birinde bal satan bir dükkana denk gelmiştim 7 euroya aldığım bal tamanen orjinal ve çok güçlü bir baldı, bu dükkanlara denk gelirseniz buradan bal almanızı tavsiye ederim.İskeçeye kadar gelmişken bir çeşit Yünan çikolatası olan Karioka almayı unutmayın.
Nasıl gidilir; Kırklareli`nin eski adı Kırkklisedir bugünkü nüfusu 60 bin civarında olan Kırklareli´ye İstanbul`dan otaban üzerinden 2 saat bir yolculuktan sonra ulaşmak mümkündür.
KIRKLARELİNDE KONAKLAMA
Kırklarelinde hem hesaplı hemde konforlu konaklama istiyorsanız sizlere tek önerim gunluk kiralık daire tutmanız. www.kirklareligunlukkiralik.com adresinden evleri görebilir ve sahibini arayabilirsiniz veyawww.kirklareligunluk.com üzerinden direk rezervasyon yapabilirsiniz. Burası bir aile işletmesi bütün daireler 1+1+mutfak şeklinde hepsinin balkonu var 3 kişi rahat bir şekilde konaklayabileceğiniz gibi mutfağında yemekte pişirebilirsiniz. Ayrıca her evin balkonu var ücretsiz wifi çay kahve gibi ikramları mevcut. Booking üzerindende rezervasyon yapabilirsiniz ayrıca daha önce kalmış gerçekkişilerin yorumlarını okuyabilirsiniz. Booking puanı 9,0 olan bir işletme. Kirklarelinde konaklama nın tek adresi diyebilirim.
Türkiye´de en yüksek okuma-yazma oranına sahip olan Kırklareli malasef geçiş yolları üzerinde olmadığından dolayı fazla gelişmemiş küçük bir il olarak kalmıştır, tabiki böyle küçük kalması da Kırklareli`yi bozmamış insanların huzurlu bir şekilde yaşamasını sağlamıştır. Bulgaristan´a yarım saat uzaklıkta olan Kırklareli´nin ayrıca karadeniz e de kıyısı olduğundan dolayı, doğal güzelliği ve ormanları oldukça fazla bir şehirdir.
Bir geçiş bölgesi olması nedeniyle Roma ve Bizans dönemlerinde pek çok istilalara uğrayan Kırklareli ilk defa I. Murat zamanında 1363 yılında Osmanlıların eline geçmiştir. Bu tarihten itibaren uzunca bir barış süreci yaşayan Kırklareli Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sıralarında Bulgar ve Yunan işgaline maruz kalarak büyük eziyet ve sıkıntılar yaşadıktan sonra 10 Kasım 1922’de nihai özgürlüğüne kavuşmuştur. Kırklarelinin halkı ise genellikle Bulgaristan ve Yunanistan, ayrıca Boşnak, Arnavut gibi diğer Avrupa muhacırlarından oluşmaktadır.
Resimde Kırklareli vilayeti gözükmekte, Kışlar burada uzun ve oldukça soğuk geçer il merkezine çok fazla kar yağmasada Istranca dağlarındaki köylerine ve ilçelerine oldukça fazla kar yağar.
Vilayet binasıın hemen sol tarafında istasyon caddesi uzanmaktadır, burası adate Kırklarelinin tek eğlencesi diyebiliriz, trafiğe kapalı olan bu cadde boydan boya sağlı sollu parklar ve kafelerle doludur. Özellikle yaz akşamları bütün Kırklareli halkı bu parklara ve kafelere akın ederler, caddenin halk arasında bilinen diğer bir adı da Gör beni Al beni dir. Bu caddede bekar kızlar ve erkekler süslenip püslenip, giyinip kuşanıp caddeye inerler, çift şeritli olan bu caddede gidiş dönüş kendiliğinden oluşmuş durumdadır, ağır aheste yürüyeceksin ki kendini göstereceksin diğer tarafta seni beğenecek :))
Kırklareli´ye gezmeye Mayıs ayında geliyorsanız Mayıs ayının 3.haftasını tercih edin çünkü bu tarihlerde Karagöz Kültür ve Sanat festivali adı altında Kakava şenlikleri düzenlenir. Baharın geldiğini müjdeleyen bu şenlik eskiden 3 gün yapılırken bugünlerde bir hafta boyunca devam etmektedir. İstasyon caddesinin sonunda bulunan tarihi tren istasyonu civarına kurulan şenlik alanında, genelde yöresel olan birçok firma stand açar. Ben en çok yöredeki sucuk firmalarının açtığı standları seviyorum 🙂 burada mis gibi ekmek arası sucuğunuzu yiyebilir veya kadınların pişirip sattığı hamurun kızartılması sonucu elde edilen oldukça lezzetli peksimet yiyebilirsiniz. Gündüzleri çeşitli etkinlikler yapılan şenlikte en akılda kalanlar halk oyunları gösterileri ve Motor kalkış yarışlarıdır. Geceleri ise ünlü sanatçıların verdiği konserler disizi devam eder İstasyon altında. Konserden canınız sıkılırsa lünaparkta stres atabilirsiniz. Kakava zamanı haftasonu olunca Şehir merkezi civarında oldukça fazla bulunan dere kenarı ormanlık alanlara insanlar piknik yapmak için hücüm ederler adeta, roman vatandaşlar ise Kırklareli çıkışında bulunan Şeytandereye gidip bol miktarda içki tüketerek oğlak çevirme yerler, tabiki de sadece romanlar dersek yanlış olur her türlü insan bulabilirsinzi burada.
Üzülmeyin, Kırklareli´ne Kakava haricinde gelirseniz de yapacak birçok şey ve gezecek birçok yer bulabilirsiniz. Kırklareliye giriş yaptınız karnınız da açsa hiç düşünmeden kendinizi bir köfteciye atın çünkü iddaa ediyorum Türkiyenin hiç bir yerinde burdaki gibi köfte yiyemezsiniz. Köftecilerin hepsi güzeldir ancak bir kaçtanesi bir adım daha öne çıkmıştır lezzet ve servis bakımından. Şehirler arası terminalin 100m ilerisinde Birtat köftecisi oldukça isim yapmıştır burada ama benim tavsiyem Devlet hastanesine gelmeden Karaumur caddesinde bulunan küçük bir lokanta olan Durak köftecisi olur sizlere, köftenin yanında bir kalem pirzola ve bi parça bonfilede söylemeyi unutmayın, çünkü hayvanlarının beslenmesinden dolayı trakyanın etinin lezzeti bi ayrıdır. Köftenin yanında alkol alacaksanız Belediyenin karşısında kasaplar arası diye bilinen yerde Dörtler köftecisine gidip hoşça vakit geçirebilirsiniz.
Kırklareli köftesi ıstıranca dağlarında yetiştirilen hayvanların etinden yapıldığı için lezzetine doyum olmaz. Köfte %80 dana %20-25 kadar kuzu etinin karışımından yapılmaktadır.
Yemeğinizi yedikten sonra canınız şehir dışında gezmek isterse ilk akla gelen yerlerden biri Dupnisa mağarası olacaktır.
Mağaraya ulaşmak için 60km kadar asfalt yoldan ilerliyorsunuz ama yol bi okadar manzaralı hiç canınız sıkılmıyor, genelde orman içinden ilerleyen bu yolda zaman zaman akarsular karşınıza çıkıyor.
Üç girişe sahip bir yeraltı sistemi olan mağaranın toplam uzunluğu 3200 m’dir. Girişten itibaren ilk 1000 m’si suludur. Mağaradan çıkan kaynak Türk-Bulgar sınırı olan Rezve Deresini oluşturmaktadır. Girişlerden birincisi Dupnisa Dolin girişidir. İkincisi kuru mağara olup iki ayrı girişle başlar. Kollardan biri 456 m, diğeri 363 m’dir. Üçüncü giriş Kız Mağarasıolup 60 derecelik bir eğimle başlar. Mağaranın yan kolları fosil, ana sistemi aktiftir. İçinde boyutları 150x 60 m çapında bir salon vardır.
Mağarayı gezdiniz dahada enerjiniz ve vaktiniz varsa Mağaradan çıkıp geldiğnizi köy Sarpdereye doğru devam edin orada Demirköy tabelasını göreceksiniz, Demirköy istikametine devam edin. Çok güzel orman yollarından geçerken yol boylarında alabalık, et, pirroza, satır et,oğlak yiyebileceğiniz orman içinde su kenarlarında tesisler bulacaksınız. Demirköyden sonra 15dakika daha devam edin Karadenizin Bulgar sınırında olan ve içinde dünyanın en büyük longoz (subasar) ormanlarını barındıran şirin sahil kasabası İğneadaya ulaşacaksınız.
Bu sobaya trakya yöresinde çok rastlanır özelliklede köylerde her evde vardır ve oldukça kullanışlıdır, bunun adı peçkadır, göçmen sobası diyenlerde vardır. Peçka bulgarca ve rusçada soba anlamına gelmektedir. Bu sobada pişen ekmeğin ve üzerinde pişen yemeğin tanıda doyum olmaz. Ekmek pişirirken genelde yanlarına patateste atılır.
Civarda köylerde evler genelde böyledir, halkın maddi durumu çok iyi sayılmaz ama yinede Türk bayrağını evlerinden eksik etmezler, Devletten yardım talep edip , devlete baş kaldırmazlar,onurlu gururlu insanlardır. Elektrik parasını öderler kaçak elektrik kullanmazlar.
Fatih Sultan Mehmet döneminde Demirköy çevresinde bulunan zengin demir yatakları göz önünde bulunarak buraya demir döküm merkezi kurulmuştur. İstanbulun fethinde kullanılan toplar burada dökülmüştür, ilçeye yaklaşık 4km mesafede dökümhaneleri görebilirsiniz. Ayrıca ilçeye giderken 100metrelik bir alan manyetik yol olarak bilinir, yol yokuş yukarı olmasına rağmen arabanızı boşa atarsanız aracınızın yavaş yavaş ilerlediğini göreceksiniz.
Demirköy çilekleriyle de ünlü bir ilçemizdir haziran ayının ilk haftalarında giderseniz çilek festivaline denk gelebilir oldukça lezzetli çilekler yiyebilirsiniz.
Eğer jeepiniz veya Endura motorunuz varsa Demirköye karadeniz kıyısından orman içinden gelen bir offroad yolu var, Eğer istanbul tarafından geliyorsanız gerekli ekipmanınız varsa bu yolu değerlendirebilirsiniz, Çatalcadan terkos gölü kenarını geçtikten sonra Çilingoz istikametine devam edin sonra offroad yoluna ulaşırsınız ama kaybolmamak için yanınıza GPS getirin mutlaka.
İğneada da lüks otelten pansiyona, kamu misafirhanesinden çadır kampa kadar birçok konaklama yeri bulabilirsiniz. Kamu personeli için Öğretmen kampı ve Özel idarenin kampı bulunmaktadır. Göl kenarına kurulmuş oldukça büyük bir çadır kampı vardır, hatta tüm yaz boyunca burada kalan çadırcılar görebilirsiniz.
İĞNEADA İL ÖZEL İDARE DİNLENME TESİSLERİ : 0 288 692 21 35
İğne ada, Kırklareli ili Demirköy İlçesine bağlı bir sahil beldesidir. İstanbul’a 250 km, Kırklareli’ne 97 km ve Edirne’ye 165 km uzaklıkta olan İğne ada’nın nüfusu 2000 yılı verilerine göre 2215’dir. Denizi, gölleri, subasar ormanları, tarihi ve kültürüyle bir cazibe merkezi olan İğne ada, coğrafi yalıtılmışlığı sayesinde bugüne kadar çok fazla bozulmadan korunabilmiş önemli bir doğal alana ev sahipliği yapmaktadır. Bir ekosistemler zinciri olan İğne ada’da, subasar ormanlar ve yaprağını döken orman ekosistemleri, tatlı ve tuzlu su gölleri, kıyı kumulları, tatlı ve hafif tuzlu bataklıklar bir arada bulunmaktadır. Türkiye’de subasar özelliğe sahip alüvyal karakterdeki birkaç ormanlık alandan biri olan İğne ada Longoz Ormanları*, Avrupa’da da nadir bulunan bir ekosistemdir. Kıyıda yer alan kumullar, barındırdığı endemik bitki türleriyle İğne ada’nın önemini daha da artırır. Batı Palearktiğin önemli kuş göç yolları üzerinde de bulunan bölge, gölleri, sazlık ve sulak alanları ile göçmen kuşlar için yaşamsal bir konaklama alanıdır. Dar bir alanda, birbirinden farklı ve yüksek koruma değerine sahip ekosistemlerin iç içe bulunması, bölgeyi yalnızca Avrupa ölçeğinde değil dünya ölçeğinde de önemli hale getirmektedir. Bölge dünyanın korunması gereken doğa miraslarından biri olarak değerlendirilmektedir.
İğneada merkezden kiralayacağınız bir ATV ile ormanlarda dolaşabilirsiniz. İğneada merkezde ve ormanlarda dolaştıktan sonra görmeniz gereken Limanköy ve Bulgar sınırındaki Beğendik köyü bulunuyor. Bu günlerde Beğendik köyüne yapılması planlanan termik santral bölgedeki doğal güzellikleri tehdit etmektedir. Beğendik köyünden sahile inerseniz Bulgaristanın Rezve kasabısını çıplak gözle görebilirsiniz.
Bir afiş asılmış ama kimsenin pek kulak astığı yok buna, çünkü bu yörenin halkı kanunlara saygılı, yumuşakbaşlı insanlar, korkarlar sesleri çıkmaz, Yurdumun bir başka köşesinde özellikle Güneydoğu ve Doğu anadoluda böyle bir şey yapmaya kalksanız, bir elektrik kesintisinde bile ortalığı ateşe veren insanlar yeri yerinden oynatırlar. Ama buranın halkı çaresiz kalmış. Devlette bu güzel ekosisteme zarar vermekten çekinmiyor sanırım.
İğneadayı arkamızda bıraktıktan sonra, Kırklarelinin bir diğer sahil kasabası Kıyıköy´e geçebiliriz.
Kıyıköy, Kırklareli ili sınırları içinde ve Vize ilçesine bağlı, doğal güzellikleriyle öne çıkmış bir sahil kasabasıdır.1987 yılında belediye olmuştur ve nüfusu 3000 civarlarındadır.
Karadeniz kıyısındaki bu kasabanın etrafı ormanlarla çevrili olup Pabuçdere ve Kazandere dereleri de Karadeniz’e bu kasabadan dökülmektedir. Yöre halkının geçim kaynağı balıkçılık ve ormancılıktır. Dünyanın en eski taş oyma manastırlarından Aya Nikola Manastırı buradadır. İstanbul’dan günübirlik turlar veya geziler için uygundur. Kasaba yakınındaki Bahçeköy manda yoğurduyla ünlüdür. Kıyıköyde özellikle balık sezonunu açılmasıyla birlikte başta palamut olmak üzere , kalkan balığı, lüfer , tekir ve daha bir çok çeşit balık yiyebilirsiniz.
Manastırın hemen alttafından Denize dökülen derede sandalla gezebilir, veya buradaki kamp alanlarında çadırınızı kurabilirsiniz.
Güney Asyanın kalbinde bulunan Malezya yılın her zamanında Asya`nın en çok turist alan destinasyonlarından biridir. Bozulmamış etkileyici plajları, en iyi dalış merkezleri, 130 milyon yıllık yağmur ormanları, etnik kültürel çeşitliğiği ile modern yapıların harmanlandığı Malezya ayrıca ziyaretçilerine çok zengin alışveriş seçenekleri sunuyor. Ülkeye başkentlik yapan Kuala Lumpur en kalabalık şehridir. 1857’de Gombak ve Klang nehirlerinin birleştiği yerde kurulmuştur. Türkçe karşılığı çamurlu kavşak anlamına gelmektedir.
MALEZYADA ALIŞVERİŞ
Türkiyeden giden ziyaretçilerin en çok merak ettiği konulardan biride Malezya ucuzmudur; evet arkadaşlar Malezya`da elektronik eşyalar bize göre %30 oranında ucuzdur. Buradan telefon , fotoğraf makinesi ve bilgisayar alabilirsiniz. Güney Asya ülkeleri arasında en uczu fiyatları burada gördüm. Kuala Lumpur`da dünyaca ünlü bütün markaları bulabilirsiniz, Armani, burberry, louis vuitton gibi markalar Türkiye`ye göre daha ucuz fiyatlarla satılmakta.
MALEZYA`YA NASIL GİDİLİR
Türkiye`den gitmek isteyenler için THY ile Kuala Lumpur`a 11 saatte direk uçakla uçulabilir. THY gidiş dönüş fiyatları 1700tl den başlamakla birlikte alternatif olarak aktarmalı uçuşlarıda tercih edebilirsiniz. Ancak arada büyük bir fiyat farkı yoksa direk uçuş her zaman faydanıza olacaktır. Maleyza Tayland ve Singapura da komşudur. Tayland`tan malezyaya karayoluyla tren veya otobüsle gelmek isteyenler Johor Bahruya gelip buradan aktarmak yapmaları gerekir, Tayland`tan Kuala Lumpur`a direk karayolu ile ulaşım yoktur. Bir diğer seçenek ise 100-150tl arasında değişen fiyatlarla havayoluyla yaklaşık 1 saatte gidebilirsiniz.Kuala Lumpur`dan singapura gitmek isteyenler için Beryaja Times Square den yaklaşık yarım saatte bir kalkan otobüslerle 5 saat gibi bir sürede ulaşabilirsiniz. Otobüs bileti fiyatları 15$ civarındadır.
Malezya para birimiRinggit (MYR) (RM) 1 TL= 1.42 MYR ediyor.
Malezya vizesi; Malezya Türk vatandaşlarından vize istememektedir. Uçakta dolduracağınız vize formu ile ülkeye rahatlıkla giriş yapabilirsiniz.
ALIŞVERİŞ CENNETİ KUALA LUMPUR
Plaza Low Yat: Buradan telefon, fotoğraf makinesi ve bilgisayar alabilirsiniz, pazarlık yapmayı kesinlikle unutmayın.
Suria KLCC : Petronas kulalerinin altında bulunan bu alışveriş merkezinde bütün lüks markaları bulabilirsiniz.
Pavilion; Kuala Lumpur`un merkezi sayılabilecek Bukit Bintang bölgesinde bulunan alışveriş merkezi şehrin en büyüklerinden biri, içerisinde bütün markaları bulabileceğiniz gibi food court katında birçok restoranda mevcut.
Ayrıca Bukit Bintang bölgesinde Pavillion karşısındada daha birçok irili ufaklı alışveriş merkezi mevcuttur.
Kuala Lumpur`da nerede kalınır; Kuala Lumpur otel bakımından çok zengindir, her bütçeye hitap eden oteller booking.com dan bulabilirsiniz. Malezyada ulaşım kolay olduğu için illa şehir merkezinde otel bulmanıza gerek yok, merkezi yerlerden uzak otellerin kalitesi fiyatına göre uygun oluyor. Şehirde petrol fiyatları ucuz olduğu için dolayısıyla takside çok pahalı değil.
KULA LUMPUR GEZİLECEK YERLER
Batu mağarası; Kireçtaşından oluşan bu mağara Kuala Lumpur a 15km uzaklıkta yer alıyor. Hindular için kutsal sayılan bu mağara tapınağı dünyanın en büyük hindu mağara tapınağı olarak geçiyor. Günde 5 binden fazla ziyaretçinin yer aldığı mağarada hinduların ilginç ainlerini izleyebilirsiniz.
Yer seviyesinden yaklaşık 100 metre yüksekte, 400 milyon yaşındaki dik kireç taşı kayalıklarının içerisindeki mağara kompleksi, Temple Cave, Dark Cave ve Art Gallery Cave olmak üzere 3 bölümden oluşuyor. Hindular 272 merdiven ile ulaşılan tapınakta tanrı Lord Murogan için saygıda bulunurlar.
Dünyanın en büyük heykeli olan 43 metre yüksekliğindeki Lord Murugan heykeli, Batu Mağarasının önünde yükseliyor. 2006 yılında çelik sütunlar üzerine betondan yapılan heykel altın ile boyalı. Not: merdivenlerde bir çok maymun bulunmakta yanınıza çikolata vb yiyecekler alıp maymunları besleyebilirsiniz.
Ulaşım: Taksiyle 10$ dan daha az bir parayla buraya ulaşabilirsiniz yada 1$ vererek banliyo treniyle mağaranın kapısına kadar gidebilirsiniz.
Kuala Lumpur Bird Park: KL Kuş Parkı (KL Bird Park) Kuala Lumpur şehir merkezine 10 dakika uzaklıktaki huzurlu ve manzaralı Perdana Botanik Bahçeleri’nde (Perdana Botanical Gardens) yer alır.
200 yerel ve yabancı kuş türünden 3.000’den fazla kuşa ev sahipliği yapan KL Kuş Parkı’nı diğer kuş parklarından ayıran ana özelliği kuşların serbestçe uçabilmesidir.
Ulaşım : KTM Banliyö Treni’ne (KTM Commuter Train) binin ve Milli Cami’nin (National Mosque) yakınında bulunan KTM Eski Tren Yolu Kuala Lumpur İstasyonu’nda (KTM Old Railway Kuala Lumpur Station) inin. KL Kuş Parkı (KL Bird Park), Milli Cami’den (National Mosque) yürüyerek yalnızca 5 dakika uzaklıktadır.
Petronas Kuleleri; 452 metre yüksekliği ve 88 katı ile 2004 yılına kadar dünyanın en yüksek binası olan ikiz kuleler bugün dünyada 3. büyük binadır. kuleler içinde birçok alışveriş alanı, senfoni orkestrası, sanat galerisi , doğal bilimler müzesi bulunmaktadır. Kuleyi gezmek isteyen ziyaretçiler 25$ karşılğında kuleleri birbirine bağlayan köprüyü (sky bridge) ve binanın en yüksek katına çıkış izni alabilirler.
Bukit Bintang; Kuala Lumpur `un kalbi sayılan bu bölgede bir çok alışveriş merkezi, değişik yemekler, eğlence yerleri, gece kulüpleri bulabilirsiniz.
Kuala Lumpur Gece hayatı: Zouk club kuala lumpur en büyük gece kulübüdür. 3 farklı konsepti içinde barındıran kulüp hafta içi pasaport göstermeniz karşılğında turistlerden giriş ücreti almıyor, haftasonuda şişe aştırırsanız yine ücret ödemezsiniz. Özellikle haftasonu kulüp ağzına kadar dolmaktadır.
Routz Club: Bukit Bintang bölgesinde Pavilion alışveriş merkezinin karşısındaki alışveriş merkezinin en üst katında bulunan Route66 Zouk a göre küçük ancak kalitesi çok yüksek bir yer. Özellikle içerideki ses sistemi harika.
Sky Bar; Petronas Kuleleri karşısında Traders otelin en üst katında bulunan bara giriş ücretsiz, içerisinde havuz bulunan ve müthiş bir manzaraya sahip bu bara mutlaka uğramalısınız.
Kuala Lumpur kaç günde gezilir; Sıkıştırılmış bir program ile 3 günde gezilebileceği gibi ben 5 gün ayırmanızı tavsiye ediyorum.
Seyahat programı nasıl olmalı; Güney asyayı gezmek isteyenler arkadaşlak Kuala Lumpur u merkez olarak seçebilirler çünkü Kuala Lumpur Tayland ve Singapur un tam ordasında yer aldığından buradan hem tayland a hemde singapur a kolaylaklı ulaşabilirler, ayrıca bilet fiyatları da biraz daha uygun. Ben bu seyahatimde 5 gün Kuala Lumpur, 3 gün singapur; 12 gün de Phuket e ayırmıştım.
Ukrayna´nın Türklere vize istemeyen ülkelerden biri olması ve güzel kızlarıyla bilinmesinden dolayı bir çok Türk vatandaşının tercih ettiği ülkelerden biri olmuştur. Özellikle Lviv´in tarihi dokusu Unesco dünya mirası listesinde olmasından dolayı ve Thy ve Pegasus´un direk uçuşlarının olması ve fiyatların cazip olmasından dolayı gidip görülmesi gereken yerlerden biridir.
Bizde Şubat ayının başlarında kışın tam ortasında Lviv´i ziyaret etmeye karar verdik. Uçağımız havalantıktan yaklaşık 1 saat 40 dakika sonra Lviv´in küçük ama modern havaalanına iniş yapıyoruz. Şehire indiğimizde Lviv beyaz gelinliğini giymiş bizi bekliyordu. Her yerde kar olmasına rağmen hava pek fazla üşütmüyor insanı. Daha önce internet üzerinden kiraladığımız evin sahibi bizi havaalından alıp eve yerleştiriyor. Taksiyle gidecekler için şehir merkezine 5$ karşılığında gidebilirsiniz.
Lviv´e mutlaka cebinizde dolar ile gitmelisiniz, dolar oldukça değerli. Evimize yerleştikten sonra akşam yemeği için şehir merkezinde yemek yiyecek yer aramaya başlıyoruz.
LVİV YEME İÇME
Şehir merkezinde her yerde yemek yiyebilirsiniz oldukça fazla kafe ve restaurant var ve fiyatlar çok cazip. İlk akşam için Churrasco Grill & Beer i seçiyoruz, burası şehir meydanında Belediye binası karşısında oldukça şık bir barbekü restaurant. Menüyü alıp fiyatları incelediğimizde oldukça komik rakamlarla karşılaşıyoruz. Seçimimiz orarın en pahalı menüsü olan sınırsıt et menüden yana oluyor. 7$ karşılığında sınırsız et ve birbirinden lezzetli mezeler yiyebilirsiniz.
Daha öce bir İrish Pub a gitmişliğiniz varsa İrish Publarda çok iyi etler yiyeceğinizi zaten bilirsiniz. Lvivde Şehir meydanında Dublin İrish Pub´ta mutlaka 6$ karşılığında Beef Steak yemelisiniz, belkide şimdiye kadar yediğiniz en lezzetli et olabilir.
Kahvaltı için biz hergün aynı yeri tercih ettik, yine şehir merkezinde gördüğümüz ve kapısından Yünan restaurant olduğunu anladığımız El Greco´dan içeri dalıyoruz, dış kapıda Cezayir asıllı Micheal karşılıyor sizi oldukça fazla konuşkan ve İngilizce bilen biri bizim tabirle tam yırtık bir adam Micheal. Dolarlarınızı Micheal e yüksek kurdan bozdurabilirsiniz. Kapıdan içeri girdiğinizde kafenin içi çok güzel dizayn edilmiş oldukça temiz ve gözlerinin rengini bi rütlü anlayamadığım bir Lviv kızı sizi kapıda karşılıyor. Çok geniş bir menüsü var El Greco´nun ve bizim damak tadımıza oldukça uygun. Burada özellikle omlet yiyebilirsiniz, pizzası` da çok güzel, porsiyonlar çok fazla büyük haberiniz olsun, şöyleki 1 kişilik gelen pizzayı Dominosta 3 kişilik diye satarlar. Burada bir kahvaltıyı ortalama 3-5$ a tıka basa doymuş olarak yapabilirsiniz. Kahvaltından sonra içki içmek isterseniz yine fiyatlar çok uygun 2$ karşılığında olmega gold tekila shot yapabilirsiniz ama dikkat edin shotlar bize göre oldukça büyük.
Gün ortasında birşeyler yemek ve içmek isterseniz Belediye Kryjivka ya mutlaka uğramalısınız. Burasınin şimdiye kadar gördüğünüz en ilginç kafelerden biri olacağına eminim. Lviv kafe ve restauran bakımından adeta gizli bir cennet gibi çünkü devasa ve kalın duvarlı tarihi binaların dışından içeride ne olduğu belli değil, çoğu yerde ne bir tabela nede bir reklam görürsünüz. Biraz araştırıp yerini öğrendikten sonra Kalın tarihi binalırın kapılarının ardında sizi bambaşka bir dünya beklediğini göreceksiniz. Kryjivka da böyle yerlerden biri, Kryjivkayı bulmak için Belediye binasının tam karşısında 14 numaralı binaya gireceksiniz , oldukça eski büyük bir tahta kapı karşınıza çıkacak çekinmeden kapıyı çalın karşınıza asker kıyafeti giymiş elinde Keleş ile bir adam sizi karşılayacak ve parola soracak. Parola: Slavian Ukraine, parolayı söyledikten sonra bir shot votka içirecek ve iki kat aşağı indikten sonra savaş temalı oldukça büyük bir kafe ile karşılaşıyorsunuz, yine asker kıyafetli bir adam oturacağınız yeri gösterecek. Her yer savaş temalı olduğu gibi garsonlarda asker kıyafetli. Kendinizi Call of Duty sahnesinde hissedebilirsiniz. Bu kafeyi ziyaret etmeden asla Lviv gezinizi bitirmeyin.
Daha ilginç bir ortamda yemek yemek istiyorsanız Masoch Kafeyi ziyaret etmelisiniz. Yemeklerinin ilginç ve lezzetli olduğu kadar yemek yerkende hissedecekleriniz bir o kadar ilginç.
Daha farklı lezzetler tatmak isterseniz tranvay yoluna 300m mesafedeki Gurme Shop u ziyaret edebilirsiniz, füme at eti ve isli peynir oldukça lezzetli bir tat denemenizi tavsiye ederim.
LVİV GECE HAYATI
Beer Factory´i akşam yemekten sonra gidip biranızı içebileceğiniz 4 katlı çok büyük bir pub, en alt katında bira üretimi yapılıyor üst katlarda canlı müzik eşliğinde biranızı içebilirsiniz Beer Factory´i de bira içmeden kesinlikle Lvivden ayrılmayın.
Lvivde Clublar genelde 23.00 dan sonra dolmaya başlıyor ve sabah 6 ya kadar açık. Bunlardan en ünlüsü Fasion Club; 2 katlı ve bahçesi olan oldukça şık ve eğlence dolu bir yer, içeri giriş yaklaşık 7$, içkiler yine oldukça ucuz bir şişe votkayı ortalama 10$ a açtırabilirsiniz, yiyin için korkmayın hesap geldiğinde bedavaya eğlenmiş olduğunuzu anlayacaksınız, zaten herşeyin fiyatı masada yazıyor.
Kesinlikle gitmeniz gereken yerlerden birisi de Rafinad People Club. Burası oldukça büyük bir yer içerde restarunat bölümü, club bölümü ve strip club bölümü var. Strip bölümüne kesinlikle girmenizi tavsiye ederim içersi çok şık ve güzel fazlasıyla keyif alacaksınız. Rafinad´ı sonradan keşfetmemize rağmen bana göre Lvivde gidilebilecek en güzel gece club´ı diyebilirim. Rafinad´da değişik temalı partiler düzenleniyor şansınız varsa bunlardan birine denk gelebilirsiniz. Bizim gittiğimiz gece yine özel bir geceydi içerde çekim vardı. Lviv çikolata fabrikası Lviv de görülecek en güzel yerlerin başında geliyor.