Brugge`da gezilecek yerler

ORTAÇAĞDAN KALMA BRUGGE

Belçika denince ilk akla gelen yerlerden biri Brüksel olsa da Brugge ortaçağdan kalma mimarisi, venedik gibi kanalları, çikolataları ve biralarıyla turizm açısından Belçikanın en popüler şehridir.

BRUGGE`A NASIL GELDİK?

Brugge gelmek isterseniz öncelikle başkent Brüksel`e gelmelisiniz. Brugge genellikle Paris veya Amsterdam gezileri sırasında buraya kadar gelmişken Brugge`u da göreyim diyerek 1 veya 2 gün zaman ayrılan bir yer olarak biliniyor. Bizde Paris`ten Amsterdam`a giderken 2 günlüğüne uğradır. Öncelikle belirteyim Paris veya Amsterdam`dan Brugge`a direk ulaşım yok o yüzden öncelikle Brüksel`e ulaşmak zorundasınız. Ancak Bla Bla car üzerinden Paristen direk olarak arabasıyla Brugge`a gidenler olabilir şanslıysanız bu sürücelerden birine ulaşarak ücretini ödeyerek özel araba ile konforlu bir şekilde ulaşırsınız. Paris`ten gelişimde Blabla car dan bir sonuç alamasamda, Brugge`dan Amsterdam`a geçişimizde Bla bla car sayesinde 20€ ya  direk olarak Amsterdam`a geçiş yaptım.

Flexibus firmasından Paris-Brüksel arasına kişi başı 16€ ya bilet bularak  saat 10.00 da otobüse bindik. Otobüs çift katlı koltukları rahat ve koltuk arkasında prizler var. Otobüste sadece şoför bulunuyor bizdeki gibi muavin veya çay kahve ikramı boşuna beklemeyin öyle bir şey yok , koltuğa yayılın ve keyfinize bakın. Yolculuk 6 saat sürece ve sadece bir kez mola veriyor, mola verilen yerde market ve restorandan uygun fiyata yiyecekler alabilirsiniz. Brüksel`e geldikten sonra otobüs Central tren istasyonundan geçiyor Brugge `a gidecekler bu istasyonda inmeleri gerekiyor. İstasyona girdiğinizde sarı tabelalar üzerinde trenlerin haraket saati ve yönleri yazıyor bu tabelaları takip edin mutlaka, Knokke-Heist yönüne giden trenlere binerek Brugge a rahat bir şekilde ulaşabilirsiniz. Tek yön bilet fiyatı 11€. Trenler çift katlı koltuklar rahat önlerinde masa var ve hiç kalabalık değil. Yol boyu güzel Belçika evleri ve yemyeşil çevre size eşlik edecek. Tren yolculuğu 1,5-2 saat arası sürüyor. Brugge istasyonunu gördüğünüzde inip şehir merkezine gitmek için istasyon önünden otobüslere 2€ karşılığında binebilirsiniz veya otobüs bekleyene kadar yürüyerek istediğiniz yere ulaşabilirsiniz Brugge bir uçtan bir uca gitmek yürüyerek 15 dakika sürüyor, böylece otelinize gidene kadar ön gezi yapmış olursunuz.

BRUGGE`DA NEREDE KALINIR

Avrupanın genelinde olduğu gibi Brugge`tada otel fiyatları oldukça pahalı  ben gitmeden önce herhangi bir rezervasyon yapmadım, şansıma güvenerek booking in bana çıkaracağı son dakika fırsatlarını bekledim ve Brugge adım attığımda St. Christopher`s in Hostel at the Bauhaus`un fiyatının iki gece için kahvaltı dahil 75€ ya  düştüğünü gördüm ve hemen iki kişilik özel oda ayırdım. Burası avrupa genelinde şubeleri olan bir hostel , Pariste ve Amsterdam da da şubeleri bulunuyor. Hostel kısmında kalırsanız fiyatlar biraz daha uygun. Hostelden tarihi meydana yürüyerek on dakikada ulaşabilirsiniz, dilerseniz hostelden bisiklet kiralayarakta şehri dolaşma imkanınız var. Hostelin odaları çok temizdi, lobi kısmında bir bar ve restoran bulunuyor herkes burada takılıyor içersi ahşaptan yapılmış çok şık ve çalışanlar çok yardımcı. Lobide bulunan mikrodalga fırını kullanarak dışarıdan aldığınız hazır yiyecekleri burada yiyebilirsiniz. Kahvaltısıda oldukça iyi doyurucu tekrar gitsem uygun fiyatlı yakalarsam burada kalırım hiç tereddüt etmem.

BRUGGE GEZİLECEK YERLER

Brugge yürüyerek çok kolay gezilecek bir yer, bir günde şehrin tamamını dolaşabilirsiniz ancak vaktiniz varsa Brugge için 2 gün ayırmak daha yararlı olacaktır. Ortaçağdan hiç bozulmamış mimarisi ve Avrupanın venediği  dedikleri kanallarıyla sizi kendine aşık edelibilir.

Brugge çan kulesi

Gezilecek yerleri sayacak olursak , Kutsal Kan Bazikası, Meydanda bulunan Çan kulesi (tepesine çıkıp şehri kuşbaşı görebilirsiniz), Brugge belediye binası, Brugge pazar meydanı başlıca gezilecek yerler olarak sıralanabilir. Bruggeta gezilecek yer araştırması yapmanıza gerek yok zaten bütün gezilecek yerleri adım adım yürürken göreceksiniz, hepsi birbirine yakın, tek yapmanız gereken şey yürüyerek Brugge sokaklarında kaybolmak.

Brugge meydanı

Kış ayı olduğu için kanallar buz tutmuştu ama yaz aylarında kanallar içinde kanal turu yapmanız mümkün.

Brugge meydanında birbirinden harika restoranlar var hepsinin önündeki tabelalarda menüler ve fiyatları yazıyor hepsini dolaşarak istediğinizde yemek yiyebilirsiniz.

Brugge`a benim gibi Ocak ayının sonunda giderseniz yüksek ihtimal kanallar buz tutmuş olacak ancak soğuk sizi korkutmasın Brugge her mevsim başka bir güzel, kışın gitmenizin bir avantajıda otel fiyatlarının daha uygun olması ve yoğun turist kitlelerinin biraz daha az olması şehri gezmenizi kolaylaştıracaktır.

 

Kış mevsiminde kar yağarsa Brugge manzarasına doyum olmaz.

BİRA TURUNA MUTLAKA KATILIN

Bildiğiniz gibi Belçika biraları ile ünlü bir ülke, 600 den fazla bira çeşidi olduğu söyleniyor. Marketlere girerseniz bir çok markanın olduğunu göreceksiniz hatta bazı marketlerde 12 li 24 lü hediyelik paketler halinde bütün markalardan bir sepet oluşturulmuş hediyelik olarak almak isteyenler bu paketlerden alabilir.

Biraevi turlarından bir tanen satın alarak bütün biraevlerini turla gezebileceğiniz gibi kendiniz giderekte bu yerleri görebilirsiniz. Huisbrouwerij De Halve Maan, Brugse Zot Dubbel (ünlü Dubbel biraları), Brugse zot başlıca görmeniz gereken bira evlerinden en ünlüleri. Bu mekanlarda çeşit çeşit ödüllü biraların tanıda bakabilirsiniz.

Bira duvarında Belçikada yapılan bütün biraları görebilirsiniz.

 

İhracatçı nasıl yeşil pasaport alacak: Resmileşti

İHRACATÇI HANGİ ŞARTLARDA YEŞİL PASAPORT ALABİLECEK?

Son 3 takvim yılı itibarıyla yıllık ortalama ihracatı 1 milyon doların üzerinde olan mal ihracatçısı firmaların temsilcilerine, ihracat tutarlarına göre değişen sayıda hususi damgalı (yeşil) pasaport verilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.

Ekonomi Bakanlığı, 15 gün içinde firmaları belirleyerek bölge müdürlükleri ile ihracatçı birliklerine bildirecek.

Bakanlar Kurulunun bugün yürürlüğe giren “İhracatçılara Hususi Damgalı Pasaport Verilmesine İlişkin Esaslar Hakkında Kararı”na göre, son 3 takvim yılı itibarıyla yıllık ortalama ihracatı 1-10 milyon ABD doları arasında (10 milyon dolar dahil) olan firmaların bir, 10 milyon dolar üzeriyle 25 milyon dolar arasında olan firmaların iki, 25 milyon dolar üzeriyle 50 milyon dolar arasında olan firmaların üç, 50 milyon dolar üzeriyle 100 milyon dolar arasındaki firmaların dört, 100 milyon dolar üzerinde olanların ise beş yetkilisine hususi damgalı pasaport verilebilecek.

Belirtilen tutarda ihracat yapan firmaların yetkililerine, Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına veya affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkum olmaması kaydıyla, iki yıl süreyle hususi damgalı pasaport verilebilecek.

“EŞ VE ÇOCUKLARA YOK”

Karar uyarınca, hususi damgalı pasaport alabilecek durumdakilerin eş ve çocuklarına yeşil pasaport verilmeyecek.

İlgili maddede belirtilen tutarda mal ihracatı yapan firmalar resmi dış ticaret istatistikleri esas alınarak Ekonomi Bakanlığınca belirlenecek ve her yılın 15 Şubat tarihine kadar Bakanlığın bölge müdürlükleri ile ihracatçı birlikleri genel sekreterliklerine bildirilecek.

Serbest bölgelerin yurtdışına satışları, söz konusu ihracat tutarlarının belirlenmesinde dikkate alınacak, ancak yurt içinden serbest bölgeye getirilerek üretim ve işleme faaliyetine tabi tutulmadan yurtdışına yapılan satışlar bu tutarın hesaplanmasında dikkate alınmayacak.

İADE SÜRESİ 15 GÜN

İhracatçı firmaların sahipleri, ortakları ve çalışanlarına hususi damgalı pasaport verilebilecek.

Firmanın sahip veya ortaklarının bir tüzel kişi olması halinde bu tüzel kişiliğin sahipleri, ortakları veya çalışanlarına da hususi damgalı pasaport verilebilecek.

Hususi damgalı pasaport müracaatı, İçişleri Bakanlığı ve Ekonomi Bakanlığınca müştereken belirlenen talep formu aracılığıyla yapılacak. İhracatçı birlikleri, müracaat sahibinin firma yetkilisi olduğuna ve talep formunu imzalayan firmayı temsil ve ilzama yetkili kişi/kişilerin anılan yetkiyi haiz olduklarına dair ibraz edilen belgeleri inceleyecek. İmzalanan talep formu, bölge müdürlüğünün imzasına sunulacak.

Hususi damgalı pasaport alan firma yetkilileri, hususi damgalı pasaport alabilme şartlarından herhangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması ya da pasaportun geçerlilik süresi içinde bu şartlardan herhangi birini kaybettiği tarihi izleyen 15 gün içinde hususi damgalı pasaportlarını iade etmekle yükümlü olacak.

Paris gezilecek yerler

İstisnasız dünyada en çok bilinen şehirlerden biriside Paris`tir, ama Paris bana pek çekici gelmediği için pek gitmeyi düşünmüyordum, açıkçası Paris hakkında Eyfel kulesinden başka pek bilgim olmadığı için bir kule için gitmeye  değmez olarak düşündüm hep, ancak Paris`e adım attığım ilk gün yanıldığımı anladım.

Paris dünyada en çok turist alan 3.şehir yılda 16 milyona yakın insan bu şehri ziyaret ediyor. Şubat tatilinde gitmemize rağmen oteller %90 doluluk oranıyla çalışıyordu. Bu kadar talep olunca da Pariste konaklama fiyatları oldukça pahalı. Paris`te 4 gece konakladık, Paris`e doyum olmaz ama 4 günde Paris`te neler yapılabilir, Paris`te nereleri gezilir, Paris`te ne yenir aşağıda anlatacağım.

PARİS HAVA ALANINDAN ŞEHİR MERKEZİNE NASIL GİDİLİR?

Türk hava yolları ile rahat ve konforlu bir uçuk gerçekleştirdikten sonra saat 22.00 sıralarında uçağımız Paris charles de gaulle hava alanına indi. Paris hava alanından şehir merkezine  gitmenin 3 yolu var; metro, otobüs ve taksi. Merkeze gitmenin en ekonomik yolu metro, ancak ilk gecem olduğu için metro ağı bana karışık geldi çünkü otele varmak için aktarma yapmam gerekiyordu, (oysaki sonraki günlerde metronun ne kadar kolay olduğunu öğrendim). Metroyu pas geçtikten sonra otobüse yöneldim, otobüsle de aktarma yapmam gerekiyordu ama en azından otele yakın bir yerden geçiyordu, Paris hava alanından şehir merkezine otobüs fiyatı bir kişi 17€. Eğer taksi ile gitmek isterseniz fiyatı 50€.

Korsan taksiye bindik

Tam bilet alacağım sırada bir adam yanıma yanaşarak “centroom centroom” diye işaret etmeye başladı, hemen fiyat sordum 50€ dedi biraz pazarlık yaptıktan sonra 35€ ya kadar indim, zaten otobüsle gitsek 2 kişi 34€ verecektik. Adam beni takip edin dedikten sonra peşinden yürümeye başladık 5 dakika yürüyüp hava alanı kalabalığından ulaştıktan sonra koyu renk bir citroen arabaya bindik adam meğer korsan taksiymiş. Sağ olsun uygun fiyata bizi otelin kapısına kadar bıraktı.

 PARİS`TE UCUZ KONAKLAMA

Paris`te pahalı birşey varsa o da konaklamadır sanırım, oteller müthiş pahalı, tabi €`nun bu sıralar 4tl den fazla olmasınında etkisi yok değil bu konuda. Her zaman yaptığım gibi otel işini son güne bıraktım, eğer otel o gün için rezervasyon almamışsa genelde son gün oldukça güzel indirimler yapıyorlar. Yine son dakika fırsatından yararlanarak merkeze yakın bir konumda ve metro durağına 100 metre mesafede iki kişi gecelik 55€ ya  kahvaltı dahil Hotel de Europa otelden rezervasyon yaptırdım. Paris`te otel bakarken dikkat edeceğiniz en önemli şey metroya yakın olması, zaten metro Paris`in her yerine gidiyor. Otelin odaları küçük ve eski ama kahvaltısı fena sayılmazdı bu fiyattan aşağıda Paris`te otel bulmak çok zor.

PARİS`TE GEZİLECEK YERLER

Şehri en güzel tanımanın yolu yürüyerek gezmektir mantığıyla hareket ederek otelde kahvaltımızı ettikten sonra başlıyoruz yürümeye, hava sıcaklığı -2 derece civarında oldukça soğuk ama Paris`in renkli sokakları soğuğu size unutturuyor.

Champs Elysees (Şanzelize caddesi)

-Champs Elysees (şanzelize caddesi) Kaldığımız otele yaklaşık 1 km mesafede, caddeye varana kadar Paris`in o güzel evleri ve renkli sokakları arasından geçerek caddeye ulaşıyoruz. Paris`in en ünlü caddesi diyebiliriz burası için oldukça geniş ve uzun bir cadde. Sağlı soğlu ünlü markaların mağazaları bulunuyor, cadde üzerindeki ağaçlar ışıklarla donatılmış ancak gündüz olduğu için o ışıltıyı göremiyoruz. Disneyland biletimizide bu cadde üzerinde bulunan satış ofisinden alıyoruz.

Paris zafer takı

Zafer Takı Şanzelize caddesinin batı tarafında sonuna geldiğinizde Charles de Gaulle meydanında yer alan 49 metre yüksekliğinde tarihi bir anıttır. Bu kale gibi yapı Napolyon zamanında fransız askerlere “şehre girişinizde zafer taklarının altından geçeceksiniz” demesinden sonra inşaa edilmiş, şehre giriş kapılarından bir tanesidir. Günümüzde anıtın üzerine çıkıp Paris manzarasını izleyebilirsiniz.

Sen Nehri Şanzelize caddesinden Sen nehri kenarına  doğru yöneliyoruz, cadde ile nehir arası 15 dakikalık yürüyüş mesafesinde. Nehir kenarı oldukça hareketli, bol bol fotoğraf çektireceğiniz yerler bulunuyor, eyfel kulesini ve sen nehri manzarasını bir arada bulabilirsiniz. Dilerseniz 12€ karşılığında sen nehri turlarından birine katılabilirsiniz, 30€ dan başlayan fiyatlarla da nehir üzerinde yemekli turlar düzenleniyor.

Orsay müzesi; eski bir tren garı olan bina bugün Paris`in en önemli devlet müzelerinden bir tanesi içerisinde modern sanat adına bir çok eser bulmak mümkün.  Eyfel`i arkanıza alıp sen nehri kıyısında ilerlerken nehrin sol tarafında kalıyor Orsay müzesi.

Notre Dame Katedrali de Paris in tüm ünlü yapıları gibi sen nehri kıyısında yer alıyor. Orsay müzesini geçtikten sonra nehir iki kola ayrılıyor ve tam bu iki kolun ortasında büyük bir ada yer alıyor. Adanın üzerinde 1160 yılında yapını başlanan 1345 yılında tamamlanan Notre Dame katedrali dünyanın en ünlü katedralidir. İçeri giriş ücretsiz ancak bazı özel bölümler için bilet almanız gerekiyor. Gotik tarzda inşaa edilmiş katedral mimarisiyle sizi kendine hayran bırakabilir, mutlaka görmeniz gereken yerlerin başında geliyor burası.

Louvre müzesi

Louvre Müzesi Notre Dame den sonra geri dönüş yaparak Sen nehrinin kıyısından yürümeye devam ediyoruz, Notre Dame`ı arkanıza alarak Nehrin sağ tarafından on dakika kadar yürürseniz Louvre Müzesine varırsınız. Çok geniş bir meydanda yer alan müze Paris`in 1793 yılında yapılmış ilk ve en ünlü devlet müzesidir. Bilet ücreti 14€.

Tuileries Bahçeleri Louvre müzesini arkanıza verip devam ettiğinizde ilk olarak karşınıza Tuileries bahçeleri çıkıyor. 25 hektarlık bir alana kurulu bu alan içerisinde yemyeşil bahçeler ve iki havuz bulunuyor. Paris`te bedava vakit geçirebileceğiniz en güzel yer burası.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Concorde Meydanı Tuileries Bahçelirini geçer geçmez çok büyük bir meydana geliyorsunuz. Dikilitaş ve dönme dolabın bulunduğu meydan Fransa`nın ikinci büyük meydanı.

Eyfel Kulesi Eyfel kulesini görmeden zaten olmazdı havanın kararmasına 2 saat kala kuleye doğru yürümeye devam ediyoruz. Adres tarif etmeye gerek yok Eyfel zaten şehrin her yerinden gözüküyor. Kulenin dibine vardığımızda sandığımdan çok çok daha büyük olduğunu fark ediyorum. Kulenin içine giriş ücretli olduğu için ve çok yorgun olduğumuzdan merdivenleri tırmanacak cesaret bulamıyoruz.

Not: Eyfel kulesinin tüm güzelliğini görmek için hemen kulenin yanından nehirden karşıya geçin ve biraz yürüdükten sonra Eyfeli seyir terası bulunuyor , kalabalığı zaten farkedeceksiniz herkes eyfeli arkasına alarak fotoğraf çektiriyor. Yukarıda saydığım yerlerin hepsini bir günde yürüyerek gezebildim, metro kullanırsanız daha da hızlı gezebilirsiniz.

walt disney heykeli
Walt disney kalesi

 

2.GÜN DİSNEYLAND Sabah kalvaltımızı otelde yaptıktan sonra Paristen Disneyland`a nasıl gidilir diye haritaya baktıktan sonra en kolay metro ile aktarma yapıp trene binmek olduğunu anlıyorum.  Metro tek bilet 1,90€ , otelden 4 durak sonra inerek Disneyland`a gidecek trene biniyoruz, yolculuk yaklaşık 45-50 dakika sürdü ancak çıkışta kötü bir süpriz bilet kontrolü vardı. Trene binerken herhangi bir gişe falan olmadığı için biz direk binmiştik ve metro biletinden farklı bir bilet almak gerekiyormuş Disneyland için fiyatı 7,35€. Biletimiz olmadığı için kişi başı 30€ ceza kesiverdiler. Disneyland`a gidecekseniz metro bileti almadan direk olarak 7,35 vererek her noktadan Disneyland bileti alabilirsiniz. Kış dönemi olduğu için disneylandta kampanya vardı iki park ücreti kişi başı 45€ ya alabilirsiniz. Disneyland gezi boyunca en keyif aldığım yerlerden biri oldu, tam anlamıyla gezmek istiyorsanız 2 gün ayırmanız gerekiyor Disneyland için. Disneyland iki bölümden oluşuyor ve çok büyük, tüm atractionları kullanmak isterseniz 1 gün yetmeyebilir.

Paris opera

3.GÜN Paris Opera binası (Palais Garnier) Artık yürümekten iyice yorgun düştük ve metro kullanmaya başladık, otel önünden metroya binerek opera binasının olduğu yerde iniyoruz. Opera binası gerçekten bir sanat eseri, içeri giriş 15€ olduğu için girip girmemekte tereddüt ediyoruz ama girmeye karar veriyoruz. Sanata meraklıysanız mutlaka girin hiç pişman olmayacağınız bir yer.

Macaron
Fransız şarapları

 

Galeries Lafayette Paris`te alışveriş deyince ilk akla gelen yerlerden bir tanesi, tüm ünlü markaları bünyesinde barındıran alışveriş merkezi parfüm, giysi ve çanta almak için Paris`in en iyi yerlerinden bir tanesi. Ayrıca hemen yanında Galeries Lafayette Gourmet bulunuyor burası yiyecek içecek , Paris`e özgü tatlar ve tatlılar bulabileceğiniz gurmelere hitap eden oldukça büyük bir alışveriş merkezi.

Avm den çıktıktan sonra paris sokaklarına kendimizi bırakıyoruz, biraz yürüdükten sonra Chalet -Les Halles tren istasyonun olduğu yere geliyoruz, burası parisin çarşısı, merkezi göbeği gibi bir yer bir çok dükkan, kafe, bar, restoran burada bulabilirsiniz zaten insanların kalabalığından  tam merkeze geldiğinizi anlıyorsunuz.

Montmarte tepesi

Montmartre Tepesi Les halles istasyonundan metroya binerek buraya ulaşabilirsiniz, Montmartre tepesi parisin en yüksek yeri olma özelliğine sahip, buradan şehrin bütün güzelliğini görebilirsiniz. Montmartre ressamlar sokağında da bir çok sokak sanatçısı ve birbirinden güzel restoran ve  kafeler yer alıyor, buranın bir diğer önemli yapısı da Sacre Coeur bazilikasıdır.

4.GÜN Gece gündüz gezmekten artık bitkin durumdayız, Paristen Brugge`a nasıl gidilir diye araştırırken direk ulaşım olmadığını fark ederek Paris` Flixbus firmasından kişi başı 13€ ya Brüksel`e bilet alıp ordan aktarma yapmaya karar veriyoruz. Paris`te ve özellikle Paris çevresinde gezilecek yerler çok ancak bizim zamanımız bitiyor ve otobüse binmek üzere Uber ile uygun fiyata otobüs  terminaline geliyoruz.

PARİS GECE HAYATI

Moulin rouge

Paris`in her yerinde bir çok bar, pub club bulmak mümkün olsada Paris`te gece hayatının kalbi Pigalle bölgesinde atar, burada bir çok bar ve  strip club bulabilirsiniz. Boulevard caddesi üzerine geldiğinizde barların ve strip clubların çokluğunu farkedeceksiniz, ayrıca cadde üzerinde çok fazla sayıda sex shop bulunuyor. Buradaki en ünlü yer ise Moulin Rouge (kırmızı değirmen) eğlenmek için burasını seçebilirsiniz.

PARİS YEME İÇME

Paris kafelerinin ününü duymayan kalmamıştır heralde, şehrin hemen her yerinde birbirinden güzel restoranlar bulabilirsiniz. Paris yemek fiyatlarına gelince 4€ dan başlıyor, bütçeniz kısıtlı yemeğe çok para harcamak istemiyorsanız 4-5€ ya çok güzel döner ve hamburgerler yiyebilirsiniz, normal restoranlarda ise fiyatlar 13€ dan başlamaktadır.

PARİS ŞEHİR İÇİ ULAŞIM

Paris metrosu gördüğüm en büyük metro ağına sahip, neredeyse her caddeye metro var, şehrin en uç köşelerine kadar metro ile gidebilirsiniz, Paris metro bilet fiyatı tek bilet 1,90€. Bunun haricinde günlük  3 günlük haftalık gibi seçenekler çok daha uyguna gelmektedir. Eğer haftalık alacaksanız yanınızda bir fotoğraf getirmeyi unutmayın. Metro ağının ulaşamadığı yerlere şehir içi otobüslerle de gidebilirsiniz , aynı metro gibi otobüs ağıda çok yaygın. Daha uzak yerlere gitmek içinde metronun bittiği yerde trenler başlıyor ,ülkenin dört bir köşesine hızlı veya normal trenlerle oldukça konforlu yolculuk yaparak ulaşabilirsiniz. Trenler genelde iki katlı ve oldukça rahat. Ülke değiştirmek istiyorsanız yine aynı şekilde Paris`ten neredeyse tüm komşu ülkelere trenle ulaşabilirsiniz. Paris tren fiyatları gideceğiniz mesafeye göre değişkenlik gösteriyor.

PARİS`E NE ZAMAN GİDİLİR

Paris yılın her mevsimi turistle dolu, yılın her mevsiminde gitmenizde hiç bir sakınca yok ama Paris`i tüm güzellikleriyle keşfetmek istiyorsanız kesinlikle bahar aylarında gitmelisiniz, en güzel Mayıs ve Haziran ayları olacağını tahmin ediyorum. Ancak kışın gitmeninde bazı avantajları var düşük sezon olduğundan daha ucuza konaklayabilir, müzelere ve eğlence yerlerine girişte daha az sıra beklersiniz. Öte yandan ise bahar aylarında Paris`in yemyeşil parklarının çimlerinde oturup keyif sürmek var tercih sizin. Paris kaç günde gezilir sorusuna cevap verecek olursam şehir merkezi için 3 gün yeterli olacaktır , ancak unutmayın ki Paris in çevresinde de çok fazla görülmesi gereken yerler var vaktiniz varsa bir hafta ayırmalısınız.

En güzel 20 köy

Hayatın sıkıcı ve yorucu yaşantısından kaçmak için, doğa her zaman bize güzel bir sığınak imkanı oluyor. Peki, dünyanın dört bir yanında biraz dinlenmeye ihtiyacımız olduğu zamanlarda, bize kucak açacak her biri cennet köşesi gibi köyleri gördünüz mü?

Yeşil doğası , temiz havası, birbirinden güzel ve çekici evleriyle hayranlık uyandıran bu köylerin; sizleri, şehirlerin boğucu yaşamından alıp huzurlu bir hayatın içerisine götüreceğinden hiç şüphem yok.

165-MONEMVASİA YÜNANİSTAN

Kocaman, devasa bütün bir kaya parçası hayal edin gökten denizin ortasına düşmüş ve orada heybetli olarak sizin gelmenizi bekliyor.  Burası öyle bir yer ki köy açık deniz tarafına konumlanmış ve ana karadan bakınca sadece kaya parçasıymış gibi gözüküyor. Monemvasia anki günümüz dünyasından kaçıyormuş, saklanıyormuşçasına buraya gizlenmiş ve ortaçağdan bu güne hiç değişmemiş.

Ayda 10 bin$ maaş alarak dünya turu yapmak istermisiniz?

Lüks konaklama ve seyahat  şirketi Third Home bu günlerde “Dünyanın En İyi İşi” olarak söyleyebileceğimiz bir ilan yayınladı. 3 aylık dünya turu ve aylık 10.000$ ödeme alarak hem gezerim hem de “İngilizce blog yazarım” diyebiliyorsanız bu iş tam size göre.

Haberi facebook sayfasından duyuran Third Home sitesinin başlıca  aradığı kriterler şu şekilde;  tamamen lüks yerlerde gezebilecek kişilerin olmasını ilk şartlarından biri. Bunun haricinde 18 yaşından büyük, sosyal medya ağlarını iyi kullanabilme ve bir pasaport.

Bütün bu koşullara uyuyorsanız bu işe başvurabilirsiniz. Başvurmak için 1 dakikalık video çekip 30 Mart 2017 tarihine kadar  bestjobontheplanet@thirdhome.com  mail adresine başvurunuzu gönderebilirseniz başvurunuz kabul edilmiş sayılacak.

  • Videosuz başvurular değerlendirmeye alınmayacakmış.
  • Bir arkadaşınız size eşlik etmek isterse katılabilir fakat masrafları Third Home tarafından karşılanmayacakmış.

Buraya gitmek için pasaport gerekmiyor

Lviv hakkında artan içerikleri göz önüne alırsak, kendisinin parlayan bir yıldız olduğunu açıkça görmüş oluruz. Hatta öyle ki 2016 yılında dünyanın en yüksek büyüme oranına sahip şehir oldu burası. Bugüne kadar vizesiz olması sebebiyle adeta dertsiz masa örtüsü muamelesi gören Ukrayna’ya Mart 2017 itibariyle kimlik kartı ile gidilebilecek anlaşmanın imzalanması çok güzel çok da iyi oldu hem de bi durup düşündürdü bizi. Beni yani, ben düşündüm. Anlayacağınız artık Ukrayna’ya adeta yurt içi bir şehre gider gibi ya da tıpkı Gürcistan’da olduğu gibi kimlik kartı ile gideceğiz. Zaten Türkiye tarafından oldukça rağbet gören Ukrayna’nın birçok şehrine ilgi böylelikle daha da artacak. Kiev, Odessa, Kharkiv ve elbette UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi’de yer alan Lviv bu şehirlerin başında yer alacak.

15 SORUDA LVİV HAKKINDA MERAK EDİLENLER

Lviv gezilecek yerlerin tüm detayları, Lviv turu yapmayı planlayanlar için fikirler, Lviv nerede ve biz oraya nasıl gideriz diyenler için bilgileri ayrıca detaylı bir rehber olarak okuyacağız ama öncesinde işe yarar birkaç bilgiyi soru cevap şeklinde hazırladım. Bunlar genelde benim aklıma takılanlar ya da bana sorulan sorular. Talepler daha fazla soru doğurabilir. Ben bildiğim kadarını aşağıda sıralıyorum.

115. Lviv’e Vize Gerekiyor mu?

Artık pasaport gerekmiyor ki vize gereksin. Ama bilmeyen olur, mevzu daha yeni. İlk defa yurt dışına çıkılacaktır. Böyle sorular olur. Hatta bazen ben de acaba oluyorum bu vizesiz ülkelere giderken. Ama Lviv’e vize yok, pasaport da yok. Nüfus kağıdınızı alıp gidiyorsunuz.

O ülke turistten bıktı

TURİSTTEN BIKAN ÜLKE İZLANDA

İzlanda ülkedeki fazla turist sayısından bıktığı için ekstra vergiler getirmeyi planlıyor. Ada ülkesine geçen sene nüfusunun 6 katı turist gelirken Türkiye ise nüfusunun yüzde 31’i kadar yabancı misafiri ağırladı.

İZLANDA İKLİMİ NASIL

İzlanda’nın bulunduğu enleme karşı iklimi çok da soğuk bir ülke değil. Ülkedeki rekor düşük sıcaklık -39 derece olarak ölçülmüşken 2009 yılında ise rekor yüksek sıcaklık 29 derece olarak ölçüldü. Gulf Stream akıntısının etkisinde kalan adada yazlar nemli ve serin, kışlar ise oldukça yumuşak geçiyor.

Türkiye turizmde eski günlerin hasretini çekerken İzlanda turistten bıktı.

2009 yılında 500 bin kişinin ziyaret ettiği 340 bin nüfuslu ada ülkesi Game of Thrones dizisinin ülkede çekilmesinin ardından turizmde patlama yaşıyor. İzlanda 2017 yılında 2.3 milyon turist bekliyor.

Bloomberg’e konuşan İzlanda Turizm Bakanı Reykfjord Gylfadottir’in açıklamalarına göre İzlanda’nın bir numaralı ihracat kalemi turizm. Ülkeye giren yabancı paranın yüzde 45’i turizm sektöründen geliyor.

Gylfadottir fazla ziyaretçinin ülkenin doğal güzelliklerini tahrip edebileceğinden endişeli. Bakan,. “Bazı bölgeler yılda bir milyon ziyaretçiyi kaldıramaz. Turizme ek vergiler getirmeyi planlıyoruz” diyor.İzlanda zaten alabildiğine pahalı bir ülke. Otelden başkent Rejkavik’in kent merkezine gitmek taksiyle 150 dolar (540 TL) tutuyor.

izlanda termal havuz

Gylfadottir “Bu kadar çok insanın gelmesi doğal güzelliklerimizin bozulması açısından beni endişelendiriyor. Daha az insanın daha çok kaliteli zaman geçirmesini istiyoruz ve ek önlemleri düşünüyoruz” diye konuştu. İzlanda’ya geçen sene nüfusunun 6 katı kadar turist geldi. Türkiye’yi 2016 yılında 25 milyon turist ziyaret ederken turistlerin nüfusa oranı yüzde 31 seviyesinde gerçekleşti.

7 kez dünya turu ve 193 ülke

Yedi kez dünya turu yapan ve en çok seyahat edenler listesinde ikinci sırada yer alan gezgin bu işi neden yaptığını ve nasıl ucuza getirdiğini anlatıyor.

Barcelonalı Jorge Sanchez 62 yaşında. 193 ülkeye ve çok sayıda bölgeye giden Sanchez en çok gezenler listesinde ikinci sırada yer alıyor.

Yoksul bir aileden gelen Sanchez 13 yaşında okulu bırakıp yollara düşmüş. Gezdiği ülkelerde düşük ücrete geçici işlerde çalışmış. Avustralya’da çiftlikte, New York’ta restoranlarda, Peru’da altın madeninde çalışmış.

Hindistan’da köprü altında, Çin’de telefon kulübesinde, Brezilya’da ağaçta, Liechteinstein’da morgda, Kolombiya, Paraguay, Gürcistan ve Afganistan’da cezaevinde, birçok ülkede ise tapınaklarda kalmış.

Sanchez’in sade bir felsefesi var. O dünyayı dolaşmayı kutsal bir yolculuk ve bilgi arayışı olarak görüyor. Dünyayı anlamak için görmek gerektiğine, ama aynı zamanda her gezginin dönüş zamanını da bilmesi gerektiğine inanıyor.

13 yaşında Sahra’ya gidiş

Sanchez 13 yaşında ailesinden gizli Mayorka adasına gitmek için Barcelona’dan bir tekneye binmiş. “Ailemin üzüleceğini biliyordum. Onlara bir mektup bıraktım; gittiğimi ve geri döneceğimi söyledim” diyor.

“O zamanlar İspanyol Lejyonu Batı Sahra’da küçük yaştaki çocukları gönüllü asker olarak kabul ediyordu. 1968’de orası hala İspanya sömürgesiydi. Lejyonda iki gün geçirdim, ama sevmedim; maksadım seyahat etmek, Moritanya’ya gitmekti. Ama pasaportum olmadığı için giremedim. Lejyondan ayrıldım.”

18 yaşında pasaportunu aldığında otostopla 11 Avrupa ülkesini dolaşmış. Masraflarını çıkarmak için farklı şehirlerde farklı işlerde çalışmış Sanchez.

“Amacım dil öğrenmek ve iyi bir gezgin olmaktı. Avrupa’da iki yıl aylak aylak dolaştıktan sonra askerlik için İspanya’ya döndüm. Franco döneminde askerlik zorunluydu.”

Bulaşıkçılıktan madenciliğe

Avrupa’da dolaşırken birçok işte çalışmış Sanchez. Paris’te diş laboratuvarında çalışarak, İtalya’da pazarda peynir satarak, Filipinler ve Endonezya’da satranç oynayarak kazanmış hayatını. Peru ormanlarında altın madeninde, New York’ta restoranlarda bulaşıkçı olarak çalışmış.

“Akla gelebilecek her işi yaptım, ama bir mesleğim yok. En düşük ücretli işlerde çalıştım. Şimdi de haftada bir gün Barcelona havaalanından yolcu taşıyorum.”

Geceyi morgda geçirmek

Gittiği her ülkede en az bir gece kalmış Sanchez. Liechtenstein’da oteller çok pahalı olduğundan gece bulduğu bir yere sığınmış uyumak için.

Sabah 5’te bir cenaze arabasının sesiyle uyanmış. Bir tabut çıkarıldığını görmüş. O zaman anlamış ki bir morgda uyuyor.

Brezilya’da ise otelde kalacak parası olmadığı ve soygunculardan korktuğu için bir geceyi ağacın tepesinde geçirmiş. Hindistan’da köprü altlarında, Çin’de ise bir telefon kabininde kalmış.

1986’da Ekvador ile Kolombiya sınırında birilerinin kendisini takip ettiğini görünce bir cezaevine sığınmış ve bekçilerden yardım istemiş. Geceyi orada bir hücrede mahkumlarla birlikte geçirmesine izin vermişler.

“Birçok geceyi de dini yapılarda geçirdim. Hindistan’da Hindu tapınaklarında, Uganda ve Tanzanya’da Sih tapınaklarında, Özbekistan’da Müslüman tekkelerinde, Kongo’da Katolik kilisesinde, Japonya ve Bangladeş’te Budist tapınağında, İsrail ve Brezilya’da Yahudi sinagoglarında kaldım.”

Sanchez gerçek bir gezginin Birleşmiş Milletler’in tanıdığı 193 ülkenin tamamında en az 24 saat geçirmesi gerektiğine inanıyor. Kendisi Tacikistan dışında her ülkede bunu yapmış. Oraya bu amaçla yeniden gitmeyi planlıyor.

Az parayla gezmek

Çok az para harcayarak gezmesinin yoksul insanlara da esin kaynağı olmasını umduğunu söyleyen Sanchez şöyle devam ediyor:

“Seyahat için harcayacağınız parayı düşünürken evde kaldığınızda yapacağınız harcamayı da düşmeniz lazım. Hindistan, Endonezya, Filipinler, Bolivya, Peru, Fas, Mozambik gibi ülkelere gidip birkaç ay kalmak evinizde kalmaktan daha ucuza gelebilir.

“Pahalı otellere gitmiyorum. Yurtlarda, pansiyonlarda kalıyorum. Pazardan alışveriş yapıyorum. Otel masrafım olmasın diye seyahatlerimi geceleri otobüs ve trenle yapmaya çalışıyorum. Çoğu ülkede dil öğretmenliği yapabilir, Avustralya ve Yeni Zelanda’da çiftliklerde çalışabilirsiniz.”

Ne zaman gezmeli?

İnsanlara yaşlılık için para biriktirmeyi mi yoksa gençken gezmeyi mi tavsiye ettiği sorusuna Sanchez şöyle cevap veriyor:

“Bazı insanlar ömür boyu çalışıp emeklilikleri için para biriktirir. Bu sırada yılda bir iki kez turist olarak bir yerlere gidip tatilini yapar. 60’ından sonra da sanki kaybedilen zamanı tazmin etmeye çalışırcasına yoğun bir seyahate başlar.

“Ben 30 yılımı yollarda geçirdim. Şimdi ise 62 yaşındayım; hiç param yok, bundan sonra da kazanamam. Zamanını eğlenceyle geçiren ağustos böceği ile çalışıp kışlık yiyeceğini biriktiren karıncanın hikayesi gibi. Ben ağustos böceğiyim, bundan pişmanlık da duymadım. Seçtiğim hayattan mutluyum, sonuçlarına da katlanmam lazım.”

İnsan gezgin mi doğar?

Sanchez bir şeyler öğreneceği yerleri gezmeyi tercih ettiğini söylüyor. “Gezmek bir üniversitedir ve ben de hala öğreniyorum” diyor.

Yıllar önce ilk eşi gezmeyi bırakıp yerleşmesi için ona bir ültimatom vermiş. İnsan gezgin mi doğar yoksa yerleşik hayatta da mutlu olur mu sorusuna şöyle yanıt veriyor Sanchez:

“O zamanlar yeterince olgun değildim. Eksiklerimi giderilmiş hissetmiyordum. Daha fazla bilgi edinmeye, kendimi geliştirmeye ihtiyacım vardı ve bunu ancak dünyayı gezerek yapabileceğimi düşünüyordum.

“Bugün ise insanın yaşamında gezmekten önemli şeyler de olduğunu biliyorum. Asıl önemli olan ailedir. Ama bunu anlamak için dünyanın etrafında yedi kez tur atmam gerekti.

“Gezmek bir yaşam biçimi, bir öğrenme aracıdır gençlik yıllarında. Ama yaşamda daha önemli şeyler de var. ‘Gezmek benim için çok yararlı oldu, ama artık ihtiyacım yok buna’ diyeceği anı bilmeli insan.”

Gezme arzusuyla yanıp tutuşanların bu isteklerini gerçekleştirmeleri gerektiğini, aksi halde yaşayan ölüler haline döneceklerini söylüyor Sanchez.

“Önemli olan gezmek ya da gezmemek değil, insanın kendi yolunu bulmasıdır. Gezmeyi kaderiniz olarak görüyorsanız, bunu yapmanız gerekir. Paranızın olup olmaması önemli değildir. Yaparken bir yolunu bulursunuz. Bu hep böyle olmuştur.”

Ucuza gezmenin yolları

Otostopun en ucuz seyahat şekli olduğunu, birçok ülkede şoförlerin hala otostopçuları arabasına aldığını söylüyor. Latin Amerika’nın birçok ülkesini bu şekilde gezmiş.

Sezon dışı dönemlerde ucuz uçak bileti almış. Gecesi 5 dolara yurtlarda kalmış. Pahalı ülkelerde ise geceyi dışarıda geçirmiş çoğu zaman. Hastanelerin bekleme salonlarını, tren istasyonlarını kullanmış. Bazı yerlerde edindiği arkadaşları davet etmiş evlerine.

“Barcelona’da ise seyahate para biriktirmek için rahip gibi yaşıyorum. Gezerken günde 10 euroya geçinebilirim. 5000 euro ile altı aylığına dünya turuna çıkabilirim.”

Her ülke bir ders’

Avrupa’yı dolaşarak geçirdiği iki yılda dünyayı gezmenin kaderi olduğunu fark etmiş Sanchez. Üniversiteye gitmediği için her kıtayı ve ülkeyi bir ders olarak algılamış.

1982-84 yılları arasında yaptığı ve 46 ülkeyi dolaştığı ilk dünya turu 1001 gün sürmüş. 2003’te BM üyesi son ülke olarak Somali’ye gitmiş.

Yedinci ve sonuncu dünya turunu bu yıl tamamlamış. Çocukken okuduğu Sinbad’ın Serüvenleri adlı kitapta gemici Sinbad dünyayı yedi kez dolaştığı için kendisi de bunu yapmak istemiş.

Yoldaki sorunlar

Yolda karşılaştığı sorunları ise şöyle sıralıyor Sanchez:

“Johannesburg’da soyuldum, ama Güney Afirka’yı seviyorum hala. 1989’da Pakistan’dan Afganistan’a vizesiz geçmeye çalışırken casus sanılıp tutuklandım ve Kabil’de dört ay hapiste kaldım. 2007’de Abhazya’dan Gürcistan’a geçmeye çalışırken üç gün hapiste tutulup 2000 euro para cezası ödemek zorunda kaldım.”

2017 seyahat planı

Sanchez Tacikistan’a ve bir gün bağımsızlığını alma ihtimali olan Dağlık Badahşan özerk cumhuriyetine gitmek istiyor. “Tacikistan bir gece kalmadığım tek BM ülkesi, bu nedenle tekrar gitmek istiyorum” diyor.

Ayrıca Rusya’da Yenisey Nehrinde tekneyle dolaşmayı, Evenki halkının yaşam tarzını gözlemeyi umuyor. Şimdi bir yaşında olan oğlu Lazaro beş-altı yaşına bastığında onunla birlikte dünyayı dolaşmak, gezegeni ve insanları anlayıp ruhunu geliştirmesine katkıda bulunmak istiyor.

“Kitap okuyarak yüzme öğrenilmez; kendinizi denize ya da havuza atmanız gerekir… Dünyayı tanımak için de gezmeniz gerekir.”

Grasse Fransa; Parfümün başkenti

Başlangıçta kötü kokulardan kurtulmak üretilen Parfüm, daha sonraları ise insanoğlunun neredeyse temel ihtiyaçları arasında yerini almıştır. Parfüm çoğu zaman insanları sevmemizi yada onlardan kaçmamızı bile belirleyen etkenlerin başında gelir. Zaman zaman anılarımızı gözümüzde canlandıran, zamani zaman ise bir kişiyle ya da bir yer ile özdeşleştirdiğimiz, görünmez ama bir o kadar da hayatımızda yer eden bir tutku halini almıştır Parfüm.

Parfüm denilince ilk akla gelen ülkelerden biri ise Fransa`dır.  Grasse Fransa’da öyle bir yer ki ismini  pek işitmesekte, günümüzde  parfüm ham maddesinde dünyanın %6 sını Fransa’nın ise üçte iki üretimini tek başına karşılar. Dünya parfüm üretiminin başkentidir Grasse. 18. yüzyıldan bu yana parfüm hammedesi üretilen şehir, her sene 2-3 milyon turisti kendine çeker. Herkes bu şehirdeki  parfüm müzelerini ve parfüm imalatını görmek için dünyanın dört bir yanından buraya akın eder. Parfümün nasıl yapıldığını görmek için Fragonard, Galimard ve Molinard tesislerini ücretsiz gezebilirsiniz, daha da iyisi bu tesislerde kendi parfümünüz yapmanız için size imkan sunuluyor.

Fransa’nın güneydoğu bölgesinde, Provence-Alpes-Cote d’Azur olarak bilinen yerin, Provans tarafında  kalan bu kasaba, her daim güneşli ve çiçek kokan havası ile daha çok  kış aylarında tercih edilen bir dinlenme yeridir. Deniz seviyesinden yaklaşık 350 metre yükseklikte ve denize sadece 20 km uzaklıkta yer alan kasaba, denizden esen serin ve tuzlu havaya sahip oluşu ve dört mevsim güneşli olmasından dolayı bu bölgede eşsiz çiçeklerin yetişmesine sebep olmuştur. Bu bölgede yetişen gül ve yaseminin dünyada eşi yoktur. Hal böyle olunca da Parfüm sektörü için gerekli bütün özelliklere sahip olmuş kasaba. Parfümün en önemli  ham maddesi yasemin, 16 yy`da güney Fransa’dan  buraya getirilmiş ve yetiştirilmeye başlanmıştır. Kasabada yılda yaklaşık 25-30 ton arası Yasemin yetiştirilmektedir.

Orta çağda bölgede deri üretilirmiş, o yıllarda birçok tabakhaneye sahip kasaba tabakhanelerin kokusu yüzünden çok kötü kokarmış. Bu pis kokudan dolayı,kasabada çok miktarda üretilen deri eldivenler tercih edilmiyormuş. Bu sebepten dolayı Galimard, birgün bu eldivenleri kokulu yapmaya karar vermiş ve  İtalyan Quenn Medici’ye hediye etmiş. O günlerde  büyük ses getiren bu kokulu eldivenler kısa sürede bütün sosyetenin göz bebeği olmuş. Daha sonraları deriye gelen ağır vergiler yüzünden halk bu iştende vaz geçerek, verimli topraklarda parfüm için hammadde elde etmeye karar vermiş ve kasabada çiçek yetiştirilmeye başlanmış. Kasabadaki ağır kokuları bastırmak için ilk önce gül üretmeye başlamışlar, o yüzden Grasse de gül suyu çok kalitelidir.

Coco Chanel’in en ünlü parfümü olan No 5’in ham maddesi  yasemininin de sadece bu bölgede yetiştiriliyor oluşu kasabanın ününe ün katmış. Formulü hala  gizli kalan No 5’in bu denli efsane olmasının ardındaki gerçek, sadece bu bölgede tamamen geleneksel yöntemlerle, organik olarak yetiştirilen yasemin ve güllerden üretiliyor olmasdır. Olgunluğa erişen çiçekler sabah erken saatlerde,daha güneş doğmadan , el ile toplanıyor ve hemen fabrikalara gönderiliyor. 100 mililitrelik bir No 5 şişesinde  3 bin yasemin ve 40 gül bulunuyormuş.

Çok özel bir burna sahip olan Ernest Beaux, Chanel’in kendisinden unutulmaz bir koku yaratmasını istemesiyle işe koyulmuş. Birçok denemeler yaptıktan sonra yarattığı parfümleri  Chanel`e sunmuş. İçlerinden 5 numara seçilince parfümün  adı No 5 olarak isimlendirilmiş. Tüm kıyafetlerinde de minimalist ve kullanımı kolay ürünler üreten Chanel, No 5’in şişesini de aynı aynı şekilde tasarlamış. Chanel`inde kokuya daha fazla yasemin ilave ederek yaptığı katkıyla No 5 doğar ve piyasaya sürüldüğü 1921 yılından bu yana dünyanın en çok satan parfümü olur.

Bu ünlü burunlar nasıl yetiştiriliyor diye merak edecek olursanız, duyduklarıma göre dünyada sadece 40-50 tane olan bu kişiler, ikisi Graase’da bulunan, bir diğeride  Paris’te bulunan okullarda, 3 yılı kolejde 7 yılı da uygulamada toplam 10 yıl öğrenci olarak  bir eğitimden geçtikten sonra, ardından çok zor bir sınava tabi tutuluyorlarmış. Bu sınavda ise üç bine yakın kokuyu tanıyarak, sınavı geçmeye çalışıyorlarmış. Eğer sınavı kazanamazlarsa, ‘burun’ olamıyorlarmış. Bu zorlu süreçten dolayı sayıları dünyada bir o kadar az oluyormuş.

Patrick Süskind’in meşhur romanı ‘Koku’ da Grasse’da geçer. Parfüm tekniklerini öğrenmek üzere buraya gelen romanın kahramanı Jean Baptise, onu sevsinler diye sonunda öyle bir koku yapar ki, insanlar sevgiden onu parçalarlar.

Belki farkında olmasak da, hayatımızda çok önemli bir yeri olan ‘koku’ları, Grasse’da öncelikli olarak üç büyük firma parfüm endüstrisine kazandırmış:

*Galimard Parfümeri – 1747’de kurulmuş. Farina Gegenüber ve Floris of London’dan sonra dünyanın üçüncü büyük parfüm şirketi

*Molinard Parfümeri – 1849 yılında kurulan firma, parfüm şişelerinde Baccarat kristali ve Lalique camı kullanmakta. Burada yapılan workshoplarda kişiler kendi parfümlerini yaratabilmekte.

*Fragonard parfümeri- 1926 yılında kurulmuş ve ‘Fragonard Musee du Parfum’ adıyla bir müzede şu anda ziyaretçilerine parfümün 5000 yıllık tarihçesini ve nasıl yapıldığını sergilemekte.

Vizesiz gidilebilen en güzel 5 balkan şehri

Yurt dışı turu yapmak istiyorsunuz ama vizeniz mi yok? ya da bütçeniz mi kısıtlı? işte bu yüzden iyi planlanmış bir Balkanlar turu tam size göre. Balkanlarda bazı ülkeler Türkiye`ye vize uygulasa da henüz birçok balkan ülkesine vizesiz giriş serbest. Balkan ülkelerinin ucuz olmasından dolayı oldukça uygun dolaşabilme imkanı bulacaksınız. Bütün olanaklara rağmen nereye gideyim diye düşünüyorsanız iste size gidebileceğiniz 5 güzel balkan şehri.

1PRİZREN

Prizren`in Kosova’daki kardeş şehrimiz olduğunu hatırlatalım. Türklerin yoğun olarak yaşadığı Prizren şehrini gezerken baktığınız her yerde  Osmanlı İmparatorluğu dönemine ait eserler görmek mümkün. Tarihi bir şehir olan Prizren gezisinde Sinan Paşa Camii, Taş Köprü, Gazi Mehmed Paşa Hamamı, Cuma Camii ve Prizren Kalesi görülecek yerlerin başında geliyor. Türkçe konuşan kişi sayısı epey yüksek Prizren`de, o yüzden dil konusunda endişe etmeyin. Şar Dağı eteklerine kurulmuş olan Prizren şehir merkezinde bol bol fotoğraf çekilecek yer bulabilirsiniz, bunun yanı sıra Bistrica Nehri de ilginizi çekebilecek yerlerin başında geliyor.

 

Sonraki

Takip edin

182HayranlarBeğen
0TakipçilerTakip et
13TakipçilerTakip et
0AbonelerAbone ol

Kaçırma