PAYLAŞ

EDİRNEDE GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER

Bir zamanlar Osmanlı imparatorluğuna başkentlik yapmış bu şehir Türkiye’yi Avrupa’ya bağlayan karayolu üzerindeki serhat şehridir. Tarihteki önemi çok büyüktür Edirne´nin. Edirne, TuncaArdave Meriç ırmaklarının buluştuğu düzlükte kurulmuştur. Karasal iklim hakimdir. Yunanistan ve Bulgaristan’ın yanında kuruludur. Şehir merkezi Yunanistan’a 7 km, Bulgaristan’a 17 km uzaklığındadır. Hamzabeyli, Kapıkule, Pazarkule ve İpsala sınır kapısı olmak üzere Avrupaya açılan 4 sınır kapısı vardır Edirne´de.
Yağlı güreş deyince ilk aklımıza gelecek şehir Edirne olacaktır elbette çünkü tarihi kırkpınar güreşleri burada yapılmaktadır. Edirneye ilk girdiğinizde bu güreşleri simgeleyen pehlivan heykeli karşılayacktır sizi.
pehlivan-heykeli
Tabiki şehire girer girmez muhteşem görüntüsüyle Mimar Sinanın ustalık eseri olan Selimiye Camisini göreceksiniz tam karşınızda.
selimiye-camisi
Mimar Sinan‘ın en güzel eseri, seksen yaşında yaptığı Edirne Selimiye Camii‘dir. Selimiye’nin kubbesi, Ayasofya kubbesinden daha yüksek ve derindir. 31,50 metre çapındaki kubbe, sekizgen şeklindeki gövde üzerine oturmuştur. Üç şerefeli ince minarelerine üç kişi aynı anda birbirini görmeden çıkabilmektedir. Sinan bu camiin ustalık eseri olduğunu ve bütün sanatını Selimiye’de gösterdiğini belirtmektedir.
Bilinen eserleri: 84 camii, 53 mescid, 57 medrese, 7 darülkurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 5 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 saray, 8 mahzen, 48 hamam olmak üzere 364 adettir.

  Mimar Sinan‘ın ustalık eserim dediği Selimiye Camii eskiden kavak meydanı denilen yerdeki Yıldırım Beyazıt’ın saray arsası üzerine yapılmıştır. 
   Fakat bir rivayete göre Camini arsası içinde bir lale bahçesi varmış ve bu lale bahçesinin  sahibi kadın  Camii inşaatı için arsasını satmaya yanaşmamış. Uzun uğraşlardan sonra kadın arsayı bir şartla satmayı kabul etmiş. Arsasının sembolik olarak yaşatılması için bir lale motifi yapılmasını istemiş. Mimar Sinan da lale motifini yapmış fakat ters olarak.
   Camideki lale motifi lale bahçesini, lalenin ters yapılması ise kadının tersliğini ifade etmektedir.
   Ters lale dahil Selimiye çinilerinde 101 ayrı lale motifi kullanılmıştı

 Osmanlı padişahı II. Selim’in Mimar Sinan‘a yaptırdığı camidir. Sinan’ın 90 (bazı kitaplarda 80 olarak geçer) yaşında yaptığı ve “ustalık eserim” dediği Selimiye Camii gerek Mimar Sinan’ın gerekOsmanlı mimarisinin en önemli yapıtlarından biridir.
Caminin kapısındaki kitabeye göre yapımına 1568 (Hicri:976) yılında başlanmıştır. Caminin 27 Kasım 1574 Cuma günü açılması planlanmışsa da ancak II. Selim’in ölümünün ardından 14 Mart 1575’te ibadete açılmıştır.
Selimiye’nin kubbesinde daha önce hiçbir cami veya mabedde görülmemiş bir teknik kullanılmıştır. Bu sanayi öncesi mimaride tek kubbeli mekan yapılarında ulaşılan bir “doruk nokta” olarak kabul edilir. Yüksekliği 43.28 m. olan kubbe 2000 tondur ve filayağı denilen sekiz sütun üzerine oturtulmuştur. Mimar Sinan kendi icad ettiği 8 dayanaklı cami planının en başarılı örneğini Selimiye Camii’nde sergilemiştir.
Selimiye Camii’nin külaha kadar 70.80 m. külah ve alem dahil 85 m. yüksekliğinde, 3.80 m. çapında üçer şerefeli dört zarif minaresi vardır. Dünyada Selimiye’den yüksek minaresi olan tek cami Delhi’deki Kutb-Minar’dır, ancak bu caminin minaresi Selimiye’ye göre çok kalındır.
Selimiye Camii minarelerinden ikisinin üçer merdiveni vardır. Bu minareler cami avlusunun kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerindedir. Merdivenler üç ayrı şerefeye çıkacak olan müezzinlerin birbirlerine engel olmadan çıkmalarını sağlar. Bir merdiven doğrudan üçüncü şerefeye çıkarken diğer merdiven ikinci ve üçüncü şerefeye, bir diğeri ise birinci ve üçüncü şerefeye çıkar.
Selimiye Çinileri İznik’in en parlak döneminin üretimi olup; 1572 Tarihli bir fermanla buradan sipariş edilmiştir.Camiyi yaptıran Padişah ikinci Selim, pencerelere kadar çini olmasını, pencerelerin üstüne Fatiha Suresi’nin çini ile yazılmasını emretmiştir. Mihrap çıkıntısındaki çini düzeninde buna uyulurken, Hünkar mahfilinin çini düzeninde uygulanmadığı görülür.Selimiye camisinin neden Edirneye yapıldığı hakkında çeşitli rivayetler vardır , bazıları şu şekildedir; Selimiye’yi yaptırtan Kanuni’nin oğlu İkinci Selim, 22 Haziran 1567’de İstanbul’dan Edirne’ye gelmiş ve Avusturyalılar’la yapılan barış anlaşmasına kadar burada kalmıştır. Caminin yapım kararının o günlerde verildiğini söyleyenler vardır. Bir başka anlatıma göre ise Türkler tarafından “Seddi İslam” olarak algılanan Edirne’nin seçilmesinde padişahın gördüğü bir rüya rol oynamıştır. Buna göre Hz. Muhammed, bu rüyada Padişaha Edirne’yi ve şimdiki yeri işaret etmiştir.   Diğer yandan, İkinci Selim’in kentle ilgisinin gençlik yıllarında başladığı, Kanuni’nin İran Seferine çıkarken onu tahtının korunması için Edirne’de bıraktığını ve Padişahın Edirne’ye özel bir sevgiyle bağlı olduğunu hatırlatarak; Edirne tercihinin bu durumdan etkilendiğini ileri sürenler vardır.

   28 Haziran 2011 Salı Günü, Paris’te yapılan UNESCO Dünya Mirası Komitesi toplantısında Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi’nin Dünya Mirası Listesi’ne adaylığını değerlendirdi ve komite oybirliğiyle Selimiye Camii ve Külliyesi’nin Dünya Mirası Listesine girmesine karar verdi.

selimiye-arastasi
Sultan III Murat (1574-1595) camiye gelir getirmesi için Mimar Davut Ağa’ya yaptırmıştır Yapı topluluğunun dış avlusunun batı kenarı boyunca uzanan arasta, arazinin batıya doğru eğimli olduğundan ötürü avlu zemininden 5 metre daha aşağıdadır.Avludan buraya iki merdivenle inilmektedir.

Bir imparatorluğa başkentlik yapmış Edirne´de bir çok tarihi eser bulunur. Selimiye camiinden başka başlıca tarihi camiler şu şekildedir;

   ESKİ CAMİ: Selimiyenin hemen karşısında, şehir merkezinde bulunur eski cami.Edirne’de zamanımıza ulaşmış ilk orjinal abidevi yapı olarak da bilinir. Caminin yan kapısı üzerindeki kitâbeye göre mimarı Konyalı Hacı Alâaddin, kalfası ise Ömer ibn-i İbrahim’dir. Caminin, kuzey ve kuzeydoğu kısımlarında birer minaresi bulunur.Osmanlı tarihinde Fetret Devri diye anılan dönemde Süleyman Çelebi tarafından 1403 yılında inşaasına başlandı. I. Mehmed tarafından 1414’te tamamlandı. Osmanlı padişahlarından II. Ahmed ve II. Mustafa’ya bu camide kılıç kuşanma törenleri yapıldı. 1749 yılında yangından, 1752’de ise depremden zarar gören cami; I. Mahmud döneminde onarıldı. Cumhuriyetin kuruluşunun ardından, 1924-1934 yıllarında tekrardan restorasyona uğradı.

uc-serefeli-cami
ÜÇ ŞEREFELİ CAMİ: Şehir merkezinde bulunan bu cami 1443-1447 arasında, Sultan II.Murat yaptırmıştır. Cami Osmanlı sanatında erken ile Klasik dönem uslübu arasında yer alır. Burada,ilk kez uygulanan bir planla karşılaşılmaktadır. 24 m. çapındaki büyük merkezi kubbe, ikisi paye, dördü duvar payesi olmak üzere altı dayanağa oturur. Yanlarda daha küçük ikişer kubbe ile örtülü kare bölümler vardır. Yapı, bir yenilik olarak, enine dikdörtgen bir yapıdır. Böylece enine gelişen mekana ulaşılmak istenmiştir. Bu planı Mimar Sinan İstanbul camilerinde daha gelişmiş biçimiyle uygulamıştır. Ayrıca, Osmanlı mimarisinde revaklı avlu ilk kez bu Camide kullanılmıştır. Avlunun dört köşelerine minareler yerleştirilmiştir.Üç Şerefeli Cami, bu özellikleriyle sonraki camilere öncü olan anıtsal bir yapıdır. Basamaklı üç kapıdan girilen avlunun Sütunları, serpantinli breş,granit ve mermerdendir. Avlu pencerelerinden ikisinin alınlıkları çini süslemedir. Lacivert ve ak renkli çiniler, bitkisel kıvrık dal bordürü ile çevrilidir. Burada Sultan II.Murat’ın adı geçmektedir. Revak kubbelerindeki özgün kalem işleri, Osmanlı Camileri’ndeki en eski örneklerdir. Camiye adını veren üç şerefeli anıtsal minare, 67.62 m. yüksekliğindedir. Her şerefeye ayrı yollardan çıkılması ilginçtir. Minare gölgesi kırmızı kaştan zikzaklar ve ak karelerle devinim kazanmıştır. Kaidesinde Bursa Kemerli sağır nişler vardır.

NE YENİR hemen tahmis meydanına gelin ve şimdiye kadar birçok yerde duyduğunuz o meşhur Edirne ciğeri ile ödüllendirin kendinizi, Edirnede bir çok ciğerci olmasına rağmen Ciğerci Aydın diğerlerinden bir adım öne çıkmıştır Tahmis meydanında bulunan Ciğerci Aydına geldiğinizi önündeki kuyruktan anlarsınız. Burası dar uzun bir salondan oluşan küçük bir işletme ve başka şubeleride yok, servis mükemmel ve oldukça hızlı. Kişi başı 10tl ye kendinize güzel bir ziyafet çekebilirsiniz. 

 

tava-ciger

Tabiki ciğer yemeye mecbur değilsiniz herkes ciğer yemeyebilir, ciğer sevmeyenler yine tahmis meydanında hemen Aydının karşısında Kırkpınar Lokantasına girsinler, burası oldukça şık dizayn edilmiş 3 katlı bir yer. İçerisi ferah geniş, Girişte kasap reyonundan ne tür et istiyorsanız kendiniz seçip ızgaraya atırıyorsunuz etinizi, etin yanında ciğerde bulmanız mümkün burada.
Unutmadan şunuda belirteyim canınız işkembe corbası çekerse benim en favori yerim olan Köfteci TAŞKIN ı mutlaka gidin. Tahmis meydanına inişte Antik parkın karşısında bulunan 10 metrekarelik  bu iki masalık dükkan çok uzun yıllardan beri işkembe çorbası, kuru fasülye ve köfte yapmakta. Şunu kesinlikle söyleyebilirim Türkiyenin başka hiç bir yerinde bu adamın çorbasından daha güzelini bulamazsınız. Ama erken davranın çoğu zaman işkembe öğlene kalmaz biter.

taskin-iskembe-salonu

SARAÇLAR CADDESİ

saraclar-caddesi

Kırkpınar zamanı gelirseniz bu caddede birçok etkinliğe rastayabilirsiniz, özellikle gece ünlü sanatçıların konserleri burada olmaktadır. Kırkpınar Yağlı Güreşleri, geleneksel Türk yağlı güreş turnuvası. Her sene Haziran ayı sonu ila Temmuz ayı başında Edirne’de düzenlenir. Pehlivanlar üç gün süresince er meydanında mücadele ederler. Son gün yapılan finallerde her boyun (kategorinin) birinci, ikinci ve üçüncüleri belirlenir. Bunlardan en önemlisi başpehlivandır. Güreşler esnasında Kırkpınar Festivali düzenlenir ve çeşitli etkinlikler gerçekleştirilir.

 

davulcular

 

saraclargecit1

Kırkpınar zamanı Akşam saatlerine yakın saraçlar caddesinde Belediye Bandosu öncülüğünde, arkasında Kırkpınar davulcuları ve birçok  Balkan ülkelerinden gelen kafilelerle birlikte Edirne stadı istikametine geçit töreni düzenlenir, Stada varınca her ülkenin gençleri kendi foklorlerini bizlere sergilerler, Kırkpınar zamanı kaçırılmaması gereken bir etkinlik.

Aslında Kırkpınar, Edirne’yi Ortaköy’e bağlayan 35 kilometrelik yolun üzerinde, Simavina (Samona) ile Sarı Hızır Köyleri arasında bulunan ve Balkan Savaşından sonra Yunanistan sınırlarında kalan Nazif Ağa tarlası da denilen çimenlik bir yerin adıdır. Bu alanın bir tarafı Topçu Ali Ağa’nın tarlası, bir tarafı çayırlık, bir tarafı Tikio’lu Recep Ağanın tarlası, bir tarafı Çilingiroğlu’nun sebze bahçesi ve bir tarafı da Kırklar çeşmesidir.
Güreşler, 1923 yılından itibaren Edirne’nin “Sarayiçi” denilen yöresinde yapılmaya başlanmıştır. Yağlı güreşin en önemli öğelerinden olan davul ve zurnada Kırkpınar’a has bir melodi bulunmaktadır. Yağlı güreşlere çalacak olan müzisyenlerin güreş ezgilerini çok iyi bilmeleri, güreşin gidişatına göre müziğin ritmini ayarlamaları gerekmektedir.
Kırkpınar güreşlerinin en temel öğelerinden biri ağalık müessesesidir. Önceleri pehlivanları güreşe çağıran, yarışmaları düzenleyen, gelen konukları ağırlayan, yemek ve yatacak yerlerini temin eden, örf ve adetlere uygun olarak güreşlerin yapılmasını sağlayan, ödüller veren Kırkpınar Ağaları idi… Ancak şimdi “Kırkpınar Ağası”, saydığımız bu faaliyetlerin hepsini karşılayamadığından ve bir etkinlik çerçevesine toplandığından, masrafların büyük bir çoğunluğu Belediyelerce karşılanmaktadır. 2013 yılında 652. si yapılan güreşler tam bir panayır havasında Edirneye renk katmaktadır.

sarayici

Geldik ermeydanına; resimde gördüğünüz yer Sarayiçinin ön girişidir ve arka planda Adalet Kasrı gözükmektedir. Aslında Sarayiçi bir ada şeklindedir Bir yanında Tunca Nehri, diğer yanında yine tuncanın bir kolu olan İki akarsu tarafından çevrelenmiştir. Sarayiçine giriş  önden Sarayiçi köprüsü vasıtasıyla,arkadan ise Fatih köprüsü vasıtasıyla sağlanmaktadır.

sarayici_koprusu
SARAYİÇİ KÖPRÜSÜ: 
Kanuni Sultan Süleyman devrinde inşa edilmiştir. Sarayiçi semtini Edirne’ye bağlayan güzel bir köprüdür.Kanuni Köprüsü 1553-1554 yıllarında yapılmıştır. 60 metre uzunluğunda olup, açıklıkları 9.75 metre, köprü yolu genişliği 4,5. metredir.Dört gözlüdür. Düzgün köşe planlı, başlık kısmı piramit şeklindedir. Köprü gözleri orta ayağın sağ ve solunda yer alır. Ayaklarda boşaltma gözleri yoktur. 1902 yılında selde zarar gören köprü o dönemde; son olarak ise 1990 yılında onarılmıştır.Sarayiçi denilen bölgeyi ve Tunca Adasını şehre bağlayan bu köprüye halk arasında Saray Köprüsü denir.Bazı kitaplarda Sultan Süleyman Köprüsü olarak anılan yapı Mimar Sinan’ın şaheserleri arasında sayılır.

fatih-koprusu
FATİH KÖPRÜSÜ 

Fatih Sultan Mehmet devrinde 1452’de yaptırılmış taş bir köprüdür. Tunca Adasından bu köprüyle çıkılır. Tunca’nın Fatih Köprüsü yakınları ve Adalet, Bostancıbaşı ile İftar Kasırları arasından geçen kolu boyunca kesme taştan yapılma rıhtımlar ilgi çekicidir.Tunca ve Meriç Nehri etrafına sıralanmış 450 kadar olduğu söylenen köşklere adına zevrak denilen büyüklü küçüklü sandallarla gidilir ve bu rıhtımlar kullanılırdı.

adalet_kasri
   Adalet Kasrını görmektesiniz, Kanuni’nin kanunlarını burada yazdırdığı söylenir. Kasrın önünde iki taş vardır. Bunlardan sağdaki, seng-i arz, halkın dilekçelerini değerlendirilmek için üzerine bıraktığı taştı. Soldaki, seng-i ibrette ise ölüm cezasına çarptırılanların kelleleri sergilenirdi. Günümüzde Edirne Müzesi Müdürlüğüne ait bir yapı olup, zaman zaman resim sergileri açılmaktadır.

 

 av-kosku
Yaz sıcağından bunaldıysanız ve yorulduysanız saray içinden Tavuk ormanına doğru biraz yürüyün, burası sık ağaçlarla kaplı kenarından tunca akan küçük bir orman tam ortasındaki yürüyüş yolunun sanında 4.Memmet in Av köşkü var, günümüzde bu av köşkünün çevresi kır kahvesi olarak kullanılmakta, burada gözlemenizi yeyip ,çayınızı yudumlayabilirsiniz.
Av Köşkü: Padişah IV. Mehmet (Avcı Mehmet) tarafından 1671 yılında yaptırılmış olup; bugün küçük bir eki ayaktadır. Bülbül Köşkü olarakta anılmaktadır.
Tavuk ormanı adeta bir bitki labaratuvarı gibidir, Tavuk Ormanı, otsu soğanlı ve tıbbi değeri olan bitkilerle doludur ve bu alanda şunları görebilirsiniz: Akyıldız, Morsümbül-Adasoğanı, Dağ Sümbülü-Arapotu, Akçebardak, Gölsoğanı, Çoban Değneği, Yaban Soğanı, Düğün Çiçeği, Andız, Çiğdem, Yılan Yastığı-Dana Ayağı, Karakafes.Sarayiçinden çıktıktan sonr Meriç Nehri istikametine doğru gidip Meriç kenarında dinlenebilir, Meriç boyuna sıralanmış kamu tesislerinden faydalanabilir veya Belediyenin Protokol evi isimli kafesine oturup  çayınızı yudumlayabilirsiniz. Dilerseniz öğretmen çay bahçesinde veya Polis bahçesinde akşam yemeğinizi yersiniz, Dilerseniz DSİ nin mesire yerinde pikniğinizi yapabilirsiniz. Bu saydıklarımdan hariç Meriç boyunda onlarca kahvaltı salonu ve şık restaurantlar bulunmaktadır. Emirgan çay bahçesi buranın en eski en bilinen yerlerindendir, konumuda çok iyidir hemen köprü başında Meriçin tam boyunda bulunmaktadır.
meric-koprusu

 Meriç Köprüsü : Mecidiye Köprüsü veya diğer adıyla Meriç Köprüsü; Bu köprünün yapımı 1832 yılında Edirne’yi ziyaret eden Sultan II.Mahmut’un emriyle gündeme gelmiştir. O yıllarda burada ahşap bir köprü bulunmaktaymış. Köprünün yapımı bütçe sıkıntıları nedeniyle 1842’de Abdülmecit zamanında yapımına başlanmış ve 1847’de bitirilmiş köprüdür.Edirne – Karaağaç yolunda, Meriç Nehri üzerinde yer alır. 263 metre uzunluk, 7 metre genişlikte, 13 ayak üzerinde 12 sivri kemerli olup yanlara doğru eğimli özellikler taşımaktadır. Mermer yazıtlı köşkü olan köprünün kubbesinde daha önceleri güneş motifi olduğu bilinmektedir.Bitiminde köprüye konulan kitabe, Yunan İşgali döneminde işgalciler tarafından söktürülmüştür. Edirne’nin en yeni Osmanlı yapısı köprüsüdür. 12 kemerli olup, güzel bir görünüşü vardır. Günbatımının dünyada en güzel izlenebildiği noktalardan olduğu söylenir.

Tunca Köprüsü: Edirne’de Tunca Nehri üzerindeki Edirne’nin Karaağaç ile bağlantısını sağlayan köprüyü Sultan II.Mehmet zamanında defterdarlık görevinde bulunmuş olan Ekmekçizade Ahmet Paşa 1608-1615 yıllarında yaptırmıştır. Köprünün mimarı İstanbul’da Sultanahmet Camisi’ni de yapmış olan Sedefkâr Mehmet Ağa’dır.

tunca-koprusu
Meriç Köprüsünü geçktikten sonra iki yanı ağaçlarla kaplı  taş yoldan 1km kadar devam ederseniz Karaağaç a ulaşırsınız. Bu ismi eminim herkes tarih kitaplarında duymuştur.  Ayrıca bu yol üzerinde Kent orman piknik alanıda bulunmaktadır, bunun yanında bir çok kahvaltı edebileceğiniz yerler vardır.

karaagac-su-degirmeni

Karaağaç girişinde bu değirmen sizi karşılayacak, Değirmenden sol tarafa dönünce Karşılıklı şekilde birbirinden güzel kafeler göreceksiniz. Burada asmaların altına oturup kahvenizi içebilirsiniz, burda kahve içmenin tadı bir başka.
karaagac-kafeler
Kafeleri geçer geçmez Eskiden gar binası olan bugün Trakya Üniversitesi Rektörlüğü olan tarihi bina sizi karşılayacaktır.
trakya-universitesi-rektorluk

Karaağaç Tren İstasyonu Mimar Kemalettin Bey’in “Şark Demiryolları Şirketi” adına tasarladığı dört tren istasyonundan birisidir. Mimar Kemalettin Bey’in tasarımını yaptığı diğer istasyon yapıları arasında Filibe Garı, Selanik Garı ve Sofya Garı bulunmaktadır. Bunlardan Selanik Garı’nın yalnızca temelleri atılabilmiş, Sofya Garı II.Meşrutiyetten önce tamamlanmıştır.

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra demiryolunun 337 km.lik bir bölümü Türk toprakları içerisinde kalmıştır. Bunun için de karaağaç Tren istasyonuna İstanbul’dan ulaşabilmek için Yunan sınırından geçme zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Türk sınırı içerisinden geçen yeni bir demiryolu yaptırınca da Karaağaç tren İstasyonu önemini yitirmiş ve terk edilmiştir. 1974 Kıbrıs harekâtı sırasında istasyon bir süre ileri karakol görevini üstlenmiş ve daha sonra da Trakya Üniversitesi’ne verilmiştir. Bu istasyon binası bugün Trakya Üniversitesi rektörlük binası olarak kullanılmaktadır. Edirne için son derece önemli olan Lozan Antlaşmasını simgeleyen bir anıt ve bir de müze üniversite tarafından tren istasyon binasının yanına yapılmıştır.

lozan-aniti
Lozan Antlaşması’yla Yunanistan’dan savaş tazminatı olarak alınan Edirne’nin Karaağaç yöresinde Trakya Üniversitesi Rektörlüğünce yaptırılmıştır. Yunanistan sınırına yaklaşık 3 km mesafede olan anıt Yunanistan’dan da görülebilinmektedir. 36,32 ve 17 metre yüksekliğindeki üç sütun ile barışı simgeleyen kadın heykelinden oluşan anıttaki 32 ve 17 metre yüksekliğindeki sütunlar arasına yerleştirilen kadın heykeli Mimar Sinan Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Tamer Başoğlu tarafından yapılmıştır. Burada aynı zamanda Lozan Meydanı ve Lozan Müzesi’de yer alır.

   Yünanistan´a geçmek isteyenler Rektörlükten sonra 3km daha giderek Pazarkule sınır kapısına ulaşabilirlir, yeşil pasaportu olanlar vize almadan geçibilir.  Ayrıca burası Arda nehri ile Meriç nehrinin birbiriyle buluştuğu noktarı ancak askeri bölge olduğu için göremezsiniz, bu noktadan öte Meriç nehri Türkiye sınırını belirlemektedir. Hal böyle oluncada bu noktada çok sık göçmen kaçakçılığı olur, çeşitli yollarla Edirneye ulaşan göçmenler eğer Meriç nehrini geçibilirlerse kendilerini Avrupada bulurlar.

Edirne´de gece kalacaksanız gece hayatınıda seviyorsanız Edirnenin gece hayatı size unutulmaz anlar yaşatabilir, en başta akla gelen yerler Zindanaltı Meyhanesi ve  Gazibaba Meyhanesidir. Bu meyhanelerde ocak başına oturup kebabınızı yerken rakınızı yudumlayabilir, esmer vatandaşların çaldığı müzikleri dinleyebilirsiniz, ilerleyen saatlerde  enerjinizi göbek atarak harcamaya hazırlıklı olun.

En kaliteli malzemelerle hazırlanan soğuk ve sıcak meze seçenekleri, seçkin Türk Sanat Müziği parçalarını ve uygun fiyatlarıyla bu meyhanelerde hoşça vakit geçirebilirsiniz.
Meyhane beni açmaz ben daha çok gençlerin arasında olmak isterim derseniz o zaman Ayşekadın kampüsü karşısında Efes Pilsen´in yaptığı sokakta hayat var tabelasının olduğu yere gideceksiniz. Edirne bir öğrenci şehri olduğundan burada öğrencilik çok zevkli geçecektir.  (ben kendimden biliyorum) Tüm gençlerin bu sokakta toplandığını göreceksiniz.

sokakta-hayat-var

leman-kultur
Edirne´de mutlaka görmemiz gereken bir yerde Şükrüpaşa anıtıdır. Edirneye tepeden bakan bu anıtın tarihteki önemi çok büyüktür.

sukru-pasa-heykeli

 

 

Balkan Savaşı sırasında Edirne’yi kahramanca savunan Şükrü Paşa ve Balkan Savaşı şehitleri anısına, savunma mevzilerinden biri olan Kıyık Tabya’da inşa edilmiştir. Kentin en yüksek yerinde bulunan Kıyık Tabya’da 28 Kasım 2000 tarihinde açılan Balkan Savaşı Müzesi, 14 bölüm ve 23 bonetten oluşmaktadır.

sukrupasa-tabya

   24 Eylül 1912 tarihinde Osmanlı Sofya Elçiliğinin İstanbul’a gönderdiği uyarı telgrafı yaklaşan tehlikeyi bildiriyordu: “Bulgarların ilk amacı Osmanlı’nın güçsüz Kırklarelitümenidir. Edirne’ye ise baskın taarruzu düşünüyorlar. Edirne müstahkem mevkii takviye edilmeli, vatani hizmet süresi dolan askerler terhis edilmemelidir.”

Bunun üzerine Edirne müstahkem mevkii kumandanlığına getirilen Mehmed Şükrü Paşa, Edirne kuşatması başlamadan bir hafta önce kente gelebildi. Edirne’nin savunması görevi verilen Şükrü Paşa’ya şehrin kuşatılması halinde 50 gün savunulması emri verilmişti. Bu sürede ya Bulgar ordularının geriletileceği ya da İstanbul’dan destek gönderileceği öngörülmüştü. Ancak Mehmed Şükrü Paşa, kurmayları Kâzım (Karabekir), Remzi (Yiğitgüden) ve Fuat Bey ile, İstanbul’dan destek alamamasına rağmen, Bulgar ve Sırp ordularının saldırılarına 5 ay 5 gün süreyle direnerek tarihe geçen bir savunma gerçekleştirdi.

Kısa bir belgeselini buldum Şükrüpaşanın dilerseniz buradan izleyebilirsiniz.

Şehri kahramanca savunması Avrupa basınında büyük yer bulduğu ve kamuoyunda takdir uyandırdığı için eğitim gördüğü Almanya’da adına küçük çaplı anıtlar dikilmiş; Fransız milleti adına bir kılıç ve hayranları tarafından binlerce imza ile bezenmiş bir altın kitap hediye edilmiştir.

Altı ay boyunca Sofya’da itibarlı bir esaret dönemi geçiren Şükrü Paşa, bu dönemi matematik ve topçuluk problemleri çözerek geçirdi. Hazırladığı bir kitabı Bulgar veliahdı Boris’e hediye etti.
Balkan Savaşı’nda tarihe geçen başarılarından sonra rütbesi tekrar Birinci Ferikliğe yükseltildi ve emekli edildi. Günlerini kütüphanesinde çalışmakla geçirdi. Edirne savunması sırasında yakalandığı siyatik hastalığının tedavisi için gittiği Bursa kaplıcalarında zatürreye yakalandı ve İstanbul’a dönüşünde evinde 5 Haziran 1916 günü hayatını yitirdi.
Naaşı, Müttefik kuvvetler komutanlarının katıldığı büyük bir askeri törenle İstanbul’da Merkezefendi Mezarlığı’nda toprağa verildi. Edirne halkının isteği ve ailesinin uygun görmesi üzerine mezarı 1998’de Edirne’de yapılan anıt-mezara nakledildi .
Gezerken oldukça duygulanacağınız bu anıt bugün askeri bölgedir girişinde asker nöbet tutar, kimlik bırakarak ücretsiz bir şekilde gezebilirsiniz.
   Edirne hakkında daha bir çok yazılacak yazı , söylenecek söz vardır benim atladığım yerleri siz kendiniz gezerek görebilirsiniz, Edirne mutlaka görülmesi gereken bir şehir benim için, eminim sizde gördüktan sonra benim gibi düşüneceksiniz.

BİR CEVAP BIRAK